Yazılar

O halde sizleri durduran ne? –Dr. Metehan Akbulut

Hekim Birliği’ne yönelik yaptığım eleştirilerde, yazı dilimi sivri ve üslubumu da sert bulan meslektaşlarımız var.

Hekimsiz bir tabip odası, tabip odasız bir hekim süreci yaratan Hekim Birliği’nin yürütücüleri de, kendilerine ayna tuttuğum için eleştirel yazılarımdan son derece rahatsız.

Farkındayım; yazılarım, kimi zaman bizimkileri de (Çağdaş Hekimleri) zor durumda bırakıyor. Kimi arkadaşlarıma göre grubun “haylaz çocuğu” kimi arkadaşlarıma göre de “gereksiz tartışmalar yürüten” birisiyim.

"Köprünün altından çok sular geçti", "dünya değişti" gibi şehir efsanelerinin kapsama alanına giren ve hayaller aleminden seyreyleyen meslektaşlarımızın da eleştirileri olmuyor değil.

Son olarak Adnan İş şahsında Hekim Birliği yürütücülerine atfen yazdığım açık mektuba da kimi eleştiriler geldi. Gerçi, açık mektubumun içeriği ile ilgili şu ana kadar herhangi bir eleştiri yapan olmadı. Eleştiriler daha çok biçim üzerine. Bu eleştirilerin başında , bir şahsı hedef almamın doğru olmadığı geliyor. Adnan İş’in Antalya Tabip Odası Başkanı sıfatını taşıması ve Hekim Birliği yürütücüsü olması bir yana, bir kişinin şahsına ait olmadığını mektupta da çok net vurgulamıştım.

Biçim üzerine yapılan eleştiriler karşısında, insan sormadan edemiyor: “Ne” yazdığım mı önemli? “Nasıl” ifade ettiğim mi? Gerçeklik tüm çıplaklığı ile ortada dururken “kim”e ve “nasıl”a takılmanın bir anlamı var mı?

Peşinen belirteyim; yazarken kimi hassasiyetlere dikkat etsem de,’’ birileri ne der’’ kaygısı taşımıyorum. Birilerinin hoşuna gitsin diye tek bir yazı yazmadım. Amacım da birilerine "şirin görünmek " hiç değil. Doğru bildiklerimi sakınmıyorum. Hekim Birliği yürütücüleri hakkındaki yargım da, kesinlikle önyargı değil.

İtiraf etmeliyim ki, bu tip yazılarıma sebep, biraz da herkes gibi benim de bir istidap sınırımın olması ve bunun çoktan aşılmış olması. Malum; Hekim Birliği yürütücülerinin tek bildiği kendileri dışındaki herkesi hain, bölücü, yıkıcı… ilan etmek. Hekim Birliği’nin hiç bitmiyor; hikayeleri, çarpıtmaları, yalanları, iftiraları. Bugüne kadar ne kadar bildikleri varsa ifşa ettiler. Yüzyıllık ezberleriyle kanıtlar !!! sunmaya devam ediyorlar. Yetmiyor, suç duyurusunda bulunuyorlar. Yetmiyor, meslek örgütümüze kayyum atanmasını isteyecek kadar ileri gidiyorlar.

Hekim Birliği yürütücüleri, çoğu kez doğrudan hedef gösterirken kimi zamanda bilinçli ve sistemli olarak açık açık yazmıyorlar. Doğrudan hedef gösterdiklerinde kapalı devre ve bilgiden ziyade rivayetlere yaslanan ‘görüşler’ sıralıyorlar. Ancak hedef saptıracaklarsa; örtük, imalı, muhatabı belirsiz, kime ve ne için yazıldığı belli olmayan tefrikalar yayınlıyorlar. Örneğin: Aralarında TTB’nin de olduğu kimi meslek birliklerinin başındaki Türk, Türkiye ifadesinin kaldırılması girişimi ile ilgili gönderdikleri son tefrikada “TTB'nin Türk olan adı kaldırılacaktır. Ulusal birlik ihtiyacı en fazla olan bir zamanda, meslek örgütünü kendi amaçları için kullanarak yıpratan kliğin arayıp da bulamadığı olacaktır.” yazmışlar. ‘’ Kimdir bu klik, kimi kastediyorlar?’’

Doğrudan meslek onurumuza, mesleki dayanışmamıza yani birliğimize bir saldırı var. Hekim Birliği yürütücüleri ise buna karşı bir mücadele yürütmek yerine güvensizlik yaratarak, hedef saptırarak gerçeği gizlemeye çalışıyor. Sadece bu örnekte değil yaptıkları tüm açıklamalarda bunu görüyoruz. Hekim Birliği’nin bu politikası, aslında kime hizmet ettiğini de bize çok açık gösteriyor.

Hekim Birliği yürütücülerinin dilbilgisi ve yazım kurallarındaki cehaleti üzerine artık söylenecek bir söz de yok. Geçtim dilbilgisi ve yazım kurallarını, bir hekim örgütü yöneticisi veya kurulu herhangi bir konuya yaklaşırken nasıl bir sorumlulukla davranır? Hangi bütünlükte konuyu ele alır? Yazı yazarken, görüş bildirirken ne gibi teamüllerle hareket eder? Nasıl bir üslup kullanır? Hepsinden bihaberler.

Bir kez daha altını çizmekte yarar var; “Zor” zamanlarda yaşıyoruz. Zor ve karmaşık. Belâlı ve kötü. Elbette bu süreçte, sorumluluklarımız artıyor. Hekimseniz, üstelik hekim örgütünde yönetici iseniz bir kat daha artıyor sorumluluğunuz.

Çok muhterem ve muteber Hekim Birliği yürütücüleri,

Hekim olarak, bir meslek örgütü olarak sorumluluklarınızın farkında olduğunuzu söylüyorsunuz.

“Hekimleri, sağlık emekçilerini, halkımızı, memleketimizi saran bunca kötülükle baş etmek, iyiliği ve güzelliği çoğaltmak için bir şey yapmalıyız.” diyorsunuz.

Bir an için söylediklerinizde samimi olduğunuzu varsaysak bile… ki ben öyle düşünenlerden değilim; Hepimizin ateş çemberinden geçtiği bu dönemde, eğilip bükülmeyle ve ataletle kazanılacak bir şey kaldı mı? Madem her şeyin farkındasınız da, sizleri durduran ne o zaman?

*Atalet fizik biliminde “eylemsizlik hali”, kişisel gelişim terminolojisinde “amaca yönelik eyleme geçmeme” diye tanımlanıyor.

İnsanların atalet halinde yaşama nedenleri arasında sıralananlar ise : hedef yokluğu, iç disiplin (irade) zayıflığı, kısa vadeli düşünmek ya da uzağı görememek, alınganlık ve pasif direnç duygusu içerisinde yaşamak, motivasyon yetersizliği, negatif kurum kültürü, konformist ve hedonist bir dünya görüşüne sahip olmak, başarısızlık korkusu, standart ve kriter algısının olmaması, öğrenilmiş çaresizlik duygusu, hedefin gerektirdiği asgari yeterliliklere sahip olmamak, zaman kullanma bilincinin olmaması, objektif bir performans değerlendirme sisteminin olmaması, yanlış yorumlanmış kadercilik anlayışı, açık değil imalı iletişim kültürüne sahip olmak, sert gerçeklerle yüzleşme cesaretine sahip olmadığı için bu tür verileri görmezden gelmek vb.

Adnan İş’e açık mektup-Dr.Metehan Akbulut

Rüzgar, yine tersten esiyor, bugünlerde. Çevrelerine kendilerini ''iyi insan'' “iyi doktor” “memleket sevdalısı” diye tanıtan çok sayıda kişiye de rastlıyoruz.

Bu muteber kişiler , nirvanaya ermişçesine huzurlular !!!

Pek muhterem Adnan İş,
Kuşkusuz bu mektubu sadece sana yazmıyorum.  Şahsınızda tüm Hekim Birliği yürütücülerine, yani tüm Perinçsiz Kerinçek’lere sesleniyorum.

Sizlere bu açık mektubu yazma nedenim ise, TTB Merkez Konseyi üyesi 11 meslektaşımızın birkaç gün önce gözaltına alınmaları ile yaşadığımız süreç .

Öncelikle belirteyim ki meslektaşlarımızın gözaltı öncesi ve sonrası yaptıklarınız beni hiç şaşırtmadı. Gözaltından birkaç gün önce bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği talimat doğrultusunda , TTB Merkez Konseyi’ni kınadınız, suçladınız ve linç kampanyasına katıldınız.

Gözaltı sonrasında da “iyi hekimlik” karşıtlığınızı ve AKP’ye açık desteğinizi halen sürdürüyorsunuz. TTB Merkez Konseyi yöneticilerinin idamını isteyen bir açıklamayı şu ana kadar yapmamanıza ise şaşırdığımı belirtmek isterim.

Pek muhterem Adnan İş,
Yaptıklarınızla ve yapmadıklarınızla sahiplerinizin (!) sevgi ve takdirini kazandınız, ama benim değil.

Bugüne kadar AKP’ye hizmetleriniz için çok kısa bir süre içerisinde ödüllendirileceğinize de hiç kuşkum yok. Meslektaşlarımızın serbest bırakılması için ilan veren Tabip Odalarının yanında bile yer almayarak açıktan karşı tutumunuz emimim ki takdir edilecektir. Belki de TTB’ne kayyum atanırsa, TTB Merkez Konseyine sizleri görevlendirebilirler. Muteberliğiniz daha da artar, böylece.

Pek muhterem Adnan İş,

Parçası olduğunuz yapı ve projelerin ve neye hizmet ettiğinizin son derece farkındasınız. Tutumunuzun çok anlaşılmayacak bir yanı  yok. Daha öncede belirtmiştim; yaşanan, insani, siyasi, ahlaki iradenin teslim edilmesi olan tam bir zavallılık örneğinden başka bir şey değil aslında. Olanlar karşısında takındığınız tavır ve pervasızlık bu kadar ortadayken bunların üzerine mektubu uzatmanın çok da anlamı yok aslında. O nedenle mektubumu sonlandırıyorum.

Pek muhterem Adnan İş,

En karanlık dönemlerden birisindeyiz ve en karanlık günlerin tam ortasındayız.

Her şeye rağmen sonunda ‘iyi hekimlik değerleri’ kazanacak.

Hadi gücünüz yetiyorsa, susturun bizi!

Onurumuz olmaya devam ediyorlar-Metehan Akbulut

Bundan tam bir yıl önce, 22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan 677 sayılı KHK ile kamu görevlerine son verildi.

Öğrencilerinden, hastalarından, halktan….koparılmaya çalışıldılar.

Akdeniz Üniversitesi’nde bilim insanlarıydılar.

Prof. Dr. Erdal Gilgil, Yard. Doç. Dr. Hafize Öztürk Türkmen, Doç. Dr. Mustafa Cumhur İzgi, Prof. Dr. Nursel Şahin, Yard. Doç. Dr. Suzan Yazıcı, Prof. Dr. Taha Karaman, Doç. Dr. Süleyman Ulutürk ve Yard. Doç. Dr. Bülent Şık.

Araştırarak, sorgulayarak gerçeğe ulaşmak için akademide olmayı tercih etmişlerdi.

Yaşamı, bilimsel özgürlüğü, düşünce özgürlüğünü, barışı , kardeşliği savunmayı kendilerine ilke edinmişlerdi.

Yaşamları boyunca olduğu gibi; o günün dünyasını ve Türkiye’deki ortamı dert etmişlerdi kendilerine.

İçinde yaşadıkları topluma karşı sorumlu oldukları için bilim insanları olarak sürekli toplum yararına çalışıyorlardı.

Bilim insanları olarak onları değerli kılan kuşkusuz, eşitlik, özgürlük, kardeşlik, adalet , demokrasi, barış için ödemeye gönüllü oldukları bedellerdi.

Tam bir yıl önce, bir gece vakti görevlerinden uzaklaştırıldılar, hedef gösterildiler, maaşları kesildi, yurtdışına çıkış yasakları konuldu.

Öncesi de dahil olmak üzere bugüne kadar gözaltı/tutuklama tehditleri, mesleklerinin gereği olan uluslararası bilimsel çalışmalara katılma haklarının engellenmesi , basın ve sosyal medya yoluyla hedef gösterilmeleri de dahil olmak üzere, sayısız hukuk dışı ve utanç verici baskılara maruz kaldılar, kalmaya da devam ediyorlar.

En karanlık dönemlerden birisinde, en karanlık günlerin tam ortasındayız.

Prof. Dr. Erdal Gilgil, Yard. Doç. Dr. Hafize Öztürk Türkmen, Doç. Dr. Mustafa Cumhur İzgi, Prof. Dr. Nursel Şahin, Yard. Doç. Dr. Suzan Yazıcı, Prof. Dr. Taha Karaman, Doç. Dr. Süleyman Ulutürk ve Yard. Doç. Dr. Bülent Şık, diğer yol arkadaşları gibi onurumuz olmaya devam ediyorlar.

Susturmak, yıldırmak, açlıkla terbiye etmek için yapılan saldırılara onurlarından ödün vermeyerek, mücadele ediyorlar.

Yılgın değiller, korkmuş değiller, kararsız değiller, karamsar değiller, umutsuz hiç değiller.

Eğilip bükülmüyorlar, atalet içinde hiç değiller.

Özellikle son bir yıldır, geçirdikleri binbir türlü zorluklara karşın akademik özgürlük, barış, eşitlik, özgürlük, kardeşlik, emek, barış ve demokrasi mücadelesini sürdürmeye kararlılar.

Üniversitelerine, öğrencilerine, bilime, ülkemize ve halkımıza, sahip çıkmaya kararlılar.

Üretmeye, düşünmeye, sorgulamaya , öğrenmeye, ve öğretmeye devam ediyorlar.

Ülkemizin ve üniversitelerimizin özgür ve demokratik olması için sonuna kadar mücadele etmeye kararlılar.

Yolları ve yolumuz açık olsun.

 

Seviyesiz, uyduruk ve çarpıtmalarla dolu bir yorum-Dr.Metehan Akbulut

En son söyleyeceğimi yine baştan söyleyeyim. Antalya Tabip Odası’nda hakim anlayış olan Hekim Birliği ve yürütücüleri, her zaman olduğu gibi ucuz cinliklerle, kaba çarpıtma ve demogojilerle Çağdaş Hekimlere saldırmaya devam ediyor. Ancak ne yazarlarsa ne söylerlerse söylesinler hekimler, bu yalanlara, iftiralara, karalamalara artık inanmıyor.

Hekim Birliği antiemperyalist hangi eylemin içinde olabildi?
Bu yazının yazılmasına vesile olan ise Çağdaş Hekimler facebook sayfasında 4 Kasım 2017 tarihinde düzenleyeceğimiz etkinlik duyurusunun altına Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Hekim Birliği Yürütücülerinden Dr.Feza Köylüoğlu’nun yazdığı yorumdur.

Dr.Köylüoğlu yorumunda; “Aynı yönetimde en azından her hafta beraber olmamıza ve şehir hastanelerinin saçmalığı konusunda herhangi bir ihtilafimiz olmamasına rağmen yangından mal kaçırır gibi bir grup adına böyle bir etkinlik düzenlemek en azından ayıptır. Çok bilinen ve tekrarlanan, emperyalizmin "böl-yönet" taktiği diye bir şey varsa, bizim "beraber ol ve diren" şeklinde bir tavır geliştirmemiz gerekirken çağdaş hekimin bu etkinlikle, olması gerektiği yerde olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.” diyor.

Dr.Köylüoğlu öz olarak, “Hekimleri bilgilendirmekle, uyarmakla, mücadeleye çağırmakla Çağdaş Hekimler en azından ayıp ediyor. AKP’yi eleştirmek emperyalizmin istediği bir şey. Çağdaş Hekimler emperyalistlerin hizmetinde.” Minvalinde ipe sapa gelmez ve boyundan büyük laflar ediyor.

Yangından mal kaçırmak ve ayıp üzerine
Yüzlerce örnek olmakla birlikte Dr. Köylüoğlu’na sadece bir örnekle sormak istiyorum: Referandum sırasında bütün yönetim kurulu üyeleri olarak da HAYIR diyorduk, tüm ısrarlarımıza rağmen hep birlikte HAYIR açıklaması yapılmasını, bizzat siz ve diğer Hekim Birliği üyeleri red etmedi mi?

Şimdi kalkıp böyle bir etkinliği düzenlememize ilişkin “yangından mal kaçırır gibi “ sözleriyle ucuz bir cinlik ve demogoji yapıyorsunuz. Soruyorum size: Şehir Hastaneleri bugün mü ortaya çıktı? Kaç yıldır aklınız neredeydi? Ağırlıkta olduğunuz odamızda, bu çalışmaları organize etmek yerine AKP destekçisi İP (Vatan Partisi) İl Başkanı ile Felsefe Seminerleri düzenlemeyi tercih etmiyor musunuz?

Elbette meslek odaları Felsefe Seminerleri gibi etkinlikler de düzenlemelidir. Bunları yaparken öncelikle hekimleri doğrudan ilgilendiren konularda da çalışma yürütmeyi ihmal etmemelidir. Sözüm bir parti il başkanının tabip odasında seminer vermesine de değil. Elbette ki siyasi parti ve temsilcileri ile de etkinlik düzenleyebilir, meslek odaları. Ancak ne hikmetse Antalya Tabip Odası çalışmaları hep İP üzerinden yürüyor. Bunun için Hekim Güncesine dışarıdan yazanlara bakmak bile yeterli.

Hekim Birliği AKP’ye doğrudan bir eleştiri de yöneltemiyor
Çağdaş Hekimler olarak 4 Kasım 2017 Cumartesi günü saat:16.00’da Antalya Tabip Odası’nda bir panel/forum düzenliyoruz. Bütün meslektaşlarımızı davet ettiğimiz etkinliğin konusu Şehir Hastaneleri Gerçeği ve Mersin Deneyimi” ile “Piyasalaşan Sağlık-Otoriterleşen Rejim Kıskacında Hekimler ve Sağlık Hakkı Mücadelesi”. Konuşmacılar ise Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Ful Uğurhan ve TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr.Ali Çerkezoğlu.

Normalde beklenen, böyle bir etkinliği Antalya Tabip Odasının düzenlemesidir. Meslektaşlarımızı, sağlık ortamını, halkımızı ilgilendiren böyle önemli gündemler hakkında Antalya Tabip Odası çalışma yürütmelidir. Ancak AKP+MHP+İP koalisyonu olan Hekim Birliği böyle çalışmalar yapabiliyor mu ? Kesinlikle yapamaz, yapamıyor da. Örneğin Hekim Birliği, Şehir Hastaneleri konusunu ela alsa AKP’ye söz söylemek zorunda kalacak. Peki söylebilir mi ? Kesinlikle HAYIR. Bugüne kadar AKP’ye dair doğrudan bir tek eleştiride bulunabildiğini gördünüz mü, duydunuz mu?

Seviyesiz, uyduruk ve çarpıtmalarla dolu bir yorum
Gelelim konumuza. Dr. Köylüoğlu’nun facebook yorumuna Çağdaş Hekimler’den bir arkadaşımız net yanıt vermiş: “Çok şey yazılabilir sizin yukardaki yorumunuzla ilgili. Ancak buna değer mi bilmiyoruz. Her zaman olduğu gibi ucuz cinliklerle, kaba çarpıtma ve demogojiyle bir yorum yazmışsınız. Seviyesiz, uyduruk ve çarpıtmalara dayalı bir yorum. Tüm çabamıza bu konuda zorlamamıza rağmen sizlerin çalışma mücadele etme gibi bir niyetiniz olmadığı yüzlerce kez kanıtlandı. Hekimlik, sağlık, halk, vatan sizlerin önceliği değil. Sadece aşağıdaki linklerde bulunan yazılardan bir kaç tanesine göz atmak bile bunun için yeterli http://www.antalyacagdashekim.org/.../cada-hekimlerden1.html  İftira atarak yalan söyleyerek kafa karıştırabileceğinizi sanıyorsanız da çok yanılıyorsunuz.”

4 Kasım 2017 Cumartesi günü saat:16.00’da Antalya Tabip Odası’nda düzenlediğimiz panel/foruma bütün meslektaşlarımızı bekliyoruz

Ben mi Hekim Birliği’ne haksızlık ediyorum?-Dr. Metehan Akbulut

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü” ile ilgili; önce Cumhurbaşkanı ardından Başbakan, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve elbette MHP, Vatan Partisi genel başkanları… peş peşe benzer açıklamalarını yaptılar: “…Gezi olaylarının aynısını tekrar etmeye çalışıyorlar…. CHP'yi doğrudan yönlendiriyorlar. CHP'yi yönlendirenler Pensilvanya'da FETÖ, Kandil'de PKK….”

Hekimlere tezek atanlar

Bu açıklamaların ardından AKP+MHP+İP ittifakı olan Hekim Birliği’nin boş durması elbette beklenemezdi. Hekim Birliği’nin İstanbul’daki diğer versiyonu hemen benzer bir açıklama yaptı.

 

…….
Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’ne TTB’nin katılması sözde Cumhuriyetçi Hekimler’i çok rahatsız etmiş.

Açıklama yapmışlar…

Türk Hekimleri FETÖ ve PKK’ya Kalkan Olmayacak/Cumhuriyetin Adaletine, Gücüne ve Kapsayıcılığına Güveniyoruz!

Neymiş?..

TTB kamu çalışanlarının haksız, hukuksuz işten atılmalarına karşı çıkmakla sözde AKP’ye muhalefet görüntüsü altında bölücülere ve hainlere sahip çıkıyormuş…

Bugüne kadar sadece açıklama düzeyinde kalan bu tutum Kemal Kılıçdaroğlu’nun benzer taleplerle başlattığı Adalet Yürüyüşü ile eylemli olarak hapisteki FETÖ ve PKK unsurlarının tahliyesi için zemin yaratma ve dış müdahalelere ortam hazırlama girişimine dönüşmüş.

Türk hekimlerinin bu girişime alet edilmek istenmesini asla onaylamıyorlarmış.

Cumhuriyetin adaletine, gücüne ve kapsayıcılığına güvenleri tam imiş!..

Bir Hekim Birliği klasiği

Bugün Türkiye’de adalet talep etmek, basitçe haksızlıkların giderilmesini, hukuk devleti ilkelerinin tesis edilmesini ve temel insan haklarının güvence altına alınmasını istemekten daha fazlasına işaret etmekte. Adalet, hukuk, demokrasi… bugün toplumun tüm kesimlerinin temel talebi. Dolayısıyla ‘Adalet Yürüyüşü’ ne hekimlerin ve hekimlerin meslek örgütlerinin destek vermesinden daha doğal ne olabilir? Adaletsizliğin ülkenin her tarafını kuşattığı ülkemizde adalet için yürümenin hiç mi bir anlamı ve önemi yoktur?

TTB Merkez Konseyi, “Darbelere, OHAL’e ve antidemokratik düzene karşı laik ve demokratik bir ülkede barış içinde yaşamak için; sağlık hakkımız, hekimlik değerlerimiz ve toplumsal sağlığımız için tüm hekimleri Adalet Yürüyüşüne davet ediyoruz ” çağrısını Antalya’da AKP+MHP+İP ittifakı olan Hekim Birliği, görmezden duymazdan geldi.

Defalarca vurguladık. Antalya Tabip Odası Yönetiminde karar verici konumda olan Hekim Birliği, hekimleri-sağlığı-halkımızı-ülkemizi ilgilendiren konularda sadece boş boş duruyor. Doğrudan tavır alması, görüş bildirmesi ya da en azından hekimleri bilgilendirmesi gereken hemen hiçbir olayda ise deyim yerindeyse kılını bile kıpırdatmıyor.

Örnek mi ? ..15 Temmuz darbe girişimi, 16 Nisan referandumu,…. binlerce hekimin işten atılması, cezaevlerine doldurulması, sürgünler, mesleki bağımsızlığımıza yönelik baskılar, yüzlerce hekimin uğradığı şiddet, öldürülen hekimler, özlük haklarımızın bir bir elimizden alınması, iş güvencemizin tamamen yok edilme girişimleri, ücretlerimizdeki erimeler, kıdem tazminatımızın elimizden alınma girişimleri ……. son bir yıldaki gelişmelerden sadece birkaç tanesi. Tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında bir çalışma yürütmeyen AKP+MHP+İP ittifakı olan Hekim Birliği, “Meyve Ağaçları Aşılama Teknikleri Uygulamalı Eğitimi” düzenlemeyi ise ihmal etmiyor. Tıpkı 2013 yılında Gezi Direnişi başladığında, polis binlerce insana karşı yoğun biber gazı ve tazyikli su ile müdahale ederken bir haber kanalı olan CNN Türk’ün “Penguen, Sürüde Casus Var” belgeseli yayınlaması gibi.

Peki kim mi bu sözde Cumhuriyetçi Hekimler?..

İstanbul’da milliyetçi, mukaddesatçı, halkçı, sosyalist hekimler birleştik diyenler…

İzmir’de solculara karşı bilumum sağcıyla el ele verip seçim kazanınca utanıp sıkılmadan “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diye slogan atanlar…

Denizli’de, Antalya’da, Kocaeli’nde, lafını etmeye değmez…

TTB seçimlerine gelince…

Gel, ne olursa olsun gene gel/İster yandaş ol ister Mankurt/ İster Fethullahçı ol ister Menzilci/Yeter ki sola düşman ol da gel, diyerek bir araya gelenler.

İşte düştükleri zelil durum!..

Hayır; yanarım yanarım da bunların peşine takılıp giden samimi Cumhuriyetçi hekimlere yanarım.

Yazsan olmuyor, yazmasan olmuyor..

Hekim Birliği yürütücüleri için doğrudan AKP+MHP+İP ittifakı yazmamın bir rahatsızlık oluşturduğunun farkındayım. Ancak durum o kadar açık ve net ki,yazsan olmuyor yazmasan olmuyor…

Adalet Yürüyüşü’ nü önce görmezden gelip sonra da “TTB’ye tezek atanlara” inat, Antalya’dan Çağdaş Hekimler “Adalet” taleplerini de haykırmaya devam edecekler.

Yazının başlığına dönecek olursak, Ben mi Hekim Birliği’ne haksızlık ediyorum? Yoksa bir AKP+MHP+İP ittifakı olan Hekim Birliği mi bizlere haksızlık ediyor?

Not: Yukardaki italik kısımları Dr. Osman Öztürk’ün 02.03.2017 tarihli BirGün gazetesindeki köşe yazsından alıntıladım.

Zaman gelir sessizlik ihanet olur -Dr.Metehan Akbulut

Hekimliği, sağlığı, yaşamı, halkımızı, ülkemizi,...ilgilendiren hemen hiçbir konu, Hekim Birliği yönetimindeki Antalya Tabip Odası’nın gündemi olmuyor. Hekim Birliği yönetimindeki Antalya Tabip Odası her zaman ki gibi büyük bir sessizlik içinde. Sanki başka bir ülkede hatta başka bir gezegende yaşıyorlar.

Kıdem Tazminatı hekimlerin en önemli gündemlerinden birisi
Antalya Tabip Odası’nın üye sayısı 3350 civarında . Üye hekimlerin yaklaşık iki bini ise doğrudan Özel Hastane çalışanı, Özel Tıp Merkezi çalışanı veya İşyeri Hekimi. Ortalama bir hesapla odamıza üye hekimlerin % 60’ı doğrudan işçi statüsünde. Bu rakamlara kamuda çalışan meslektaşlarımız dahil değil.

Kamuda çalışan meslektaşlarımızı da doğrudan ilgilendirmekle beraber mevcut yasalara göre işçi statüsünde çalışan meslektaşlarımızın, bugünlerde AKP iktidarı tarafından ellerinden alınmak istenen haklarından birisi de Kıdem Tazminatları . Hekim Birliği yönetimindeki ATO’nun bu konuda bırakınız bir eylemlilik içinde olmasını bilgilendirmesi bile olmadı. Hekimlerin büyük bir kısmının önemli haklarından biri daha ellerinden alınmak üzereyken yani kıdem tazminatı kurumunun “fona devredilerek” fiilen ortadan kaldırılması için AKP tarafından kararlı adımlar atılırken Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir?

Doğamıza, toprağımıza, suyumuza, kentimize sağlığımıza sahip çıkıyoruz
Geçtiğimiz haftalarda Antalya'nın merkez mahallelerinden Üçgen Mahallesi'nin ortasında yer alan Giritli Parkı, Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılarak yerine otopark yapılmak istendi. Başta mahalle halkı olmak üzere duyarlı insanların ve örgütlerin mücadelesi sonunda geri adım atıldı. İçinde elli altmış yaşında yüz kadar ağacın, bir çocuk parkının, olduğu Giritli parkı bir ilkokulun hemen yanı başında. Dutlara, Erguvanlara, Ardıçlara, Çamlara ev sahipliği yapıyor. Çevreyi, kentimizi ve doğrudan sağlığı ilgilendiren bir konuda Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir?

Akdeniz Torosların dağ köylerinde, vadilerde özgürce akarak yöreye can veren ırmaklarımıza pranga vurmak isteyen, topraklarımızı elimizden almak isteyen HES Şirketlerine karşı sürekli bir mücadele yürütülüyor. Son olarak geçtiğimiz hafta içinde Akseki İlçesi, Sinanhoca Mahallesi, İbradı İlçesi Ürünlü Mahallesi sınırları içerisinde Manavgat Çayı üzerinde yapılması planlanan "Sinanhoca Regülatör ve HES" projesi verilen mücadele sonucunda da mahkeme tarafında da iptal edildi. Doğaya sahip çıkmak aynı zamanda ülkemize ve sağlığa/sağlığımıza sahip çıkmak iken bu mücadelelerin de içinde yer almayan Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir?

Gıda güvenliği sağlanmalıdır
Son dönemlerde, basın aracılığıyla kamuoyuna yansıdığı üzere üst üste yaşanan "gıda zehirlenmeleri" hekimlerin ve hekim örgütlerinin asli çalışma alanlarındandır. Özellikle askeri kışlalarda yaşanan ve ölümle de sonuçlandığını bildiğimiz bu vakaların üst üste gelmesi ülkemizde gıda güvenliğinin hangi noktaya geldiğinin bir göstergesi . Doğrudan sağlığı ilgilendiren bu konuda da Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir?

Hepimiz İçin ADALET
CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT TIR’ları haberiyle ilgili davada 14 Haziran 2017 tarihinde 25 yıla mahkum edilerek tutuklandı . Bu gelişmenin ardından, Ankara’dan İstanbul’a bir Adalet Yürüyüşü başlatıldı. Türkiye’nin dört bir yanında ve Antalya’da Adalet eylem ve etkinlikleri düzenleniyor. İstenilen adalet sadece hukuk önünde eşitlik değil, toplumsal eşitlik. Özgürlüğün, barışın ve demokrasinin teminatı adalet, adaletin teminatı ise eşitlik. Bu konuda da Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir? .

12 Haziran Pazartesi günü sabaha karşı Antalya’da Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencilerine yönelik olarak gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonla altı İletişim Fakültesi öğrencisi gözaltının alındı. Gözaltı gerekçesi Akdeniz Üniversitesi Stadyumu'nda gerçekleşen toplu mezuniyet töreninde "Açlık grevinde 93.gün.Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'ya özgürlük" yazılı bir pankart açmaları. Öğrencilerimizin gözaltı süreleri 14 güne çıkarıldı. Başta Antalya olmak üzere ülkenin dört bir yanında konuyla ilgili eylem ve etkinlikler düzenlenirken Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir?

İnsan yaşamı temel önceliğimiz
KHK ile görevlerinden uzaklaştırılan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine geri dönme talepleriyle başlattıkları açlık grevi 104. günü aştı. Artık ölüm eşiğindeler. İnsanlarımız ölmek üzereyken Hekim Birliği’nin sessizliği ne anlama gelmektedir?

Zaman gelir sessizlik ihanet olur
Örnekleri çoğaltmak mümkün :

Olağan bir ülkede birkaç yüzyılda gerçekleşebilecek olaylar ülkemizde ve kentimizde birkaç günde gerçekleşiyor

En karanlık dönemlerden birisindeyiz ve en karanlık günlerin tam ortasındayız. Sessiz kalınmaması, ses çıkarılması gereken günlerden geçiyoruz. Gün seslerimizi birleştirme, karanlığa karşı omuz omuza verme günü. Gün dayanışmayı büyütme, günü. Yukarıda bir kısmını saymaya çalıştığım bu eylem ve etkinliklerde; Çağdaş Hekimler, DİSK- KESK -TMMOB başta olmak üzere Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik, Barış, Demokrasi, Adalet.. isteyenlerle yan yana omuz omuza … İYİ HEKİMLİK değerlerine sahip çıkıyor.

***Yazının başlığı olan “Zaman gelir sessizlik ihanet olur.” sözü ise Martin Luther King’e ait.

Bağırsam da duymuyorlar ! -Dr.Metehan Akbulut

Hekimliği, sağlığı, yaşamı, halkımızı, ülkemizi,...ilgilendiren hemen hiçbir konu, Hekim Birliği yönetimindeki Antalya Tabip Odası’nın ne yazık ki gündemi olmuyor. Tıpkı 16 Mayıs 2017 günü Antalya’da yaşanan “ iş cinayetinin gündem olmadığı” gibi.

16 Mayıs 2017 günü Antalya’da yaşanan iş cinayeti de Hekim Birliği yönetimdeki Antalya Tabip Odası’nın gündemi olmadı. Tıpkı 13 Mayıs’ta SOMA Katliamının üçüncü yılının gündem olmaması gibi.

Yeter ki, öznesine insan konsun

16 Mayıs 2017 günü Antalya'nın Kemer İlçesi'nde kömür ocağında metan gazı sıkışması sonucu 8 işçi gazdan etkilenmiş, 2 işçi de ocakta mahsur kalmıştı. 830 metrede mahsur kalan işçilerden ikisi de yaşamını yitirdi.

Öncelikle hemen belirtelim ki; bugüne dek iş kazalarında, işçi cinayetlerinde kaybettiğimiz binlerce canımızın acısı yüreğimizde. Başta ailelerinin ve hepimizin başısağolsun. Biz aslında iyi biliyoruz. İş cinayetleri ve işçi katliamları kader değildir. Olmamalıdır, engellenebilir, durdurulabilir. Yeter ki, çalışmaların öznesine insan konsun.

Gün kapkaranlık

Tarih 13 Mayıs 2014, yer SOMA . Gün kapkaranlık. Gün utanç dolu, keder dolu, ölüm dolu, ihmal dolu…

Manisa’nın kömür havzası Soma’da üç yıl önce , Türkiye’nin en büyük işçi katliamı yaşandı. 301 işçi daha fazla kömür çıkararak patronun daha fazla para kazanması uğruna yaşamını yitirdi. Acımız hala derin, öfkemiz hala büyük.

Bu yılda, yaşamını yitiren 301 maden emekçisini anmak için Türkiye’nin dört bir yanında etkinlikler düzenlendi.Etkinlikler kapsamında Soma’da ve ülkenin dört bir yanında kitlesel basın açıklamaları, paneller ve anma etkinlikleri yapıldı. Antalya’da da Attalos Heykeli önünde TMMOB, DİSK ve KESK’in çağrısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Hekim Birliği yönetimindeki Antalya Tabip Odası burada da yoktu.

Yeni acılar yaşanmasın

İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği tabip odalarının ana çalışma alanlarından bir tanesi. Meslek örgütlerinin bu alanda yaptığı çalışmaların, gösterdiği bu tür çabaların tek amacı vardır: Bu faciaların bir kez daha yaşanmaması için gerekli önlemler alınsın, dersler çıkarılsın. Yeni acılar yaşanmasın, yeni ölümler olmasın, yeni cinayetler işlenmesin

.......

Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar.
Ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm;
İçimde cesetler ve daha ölmemişler var.

Metin Altıok

Keşke Sadece Kıskanıyor Olsalardı- Dr. Metehan Akbulut

Deniz Koydum Adını
“…….
çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü, ölümün acımasızlığı her zamankinden beter.
gidenler, gelenler, düşenler
ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar
düştük yola, güzel şeyler bulma ümidi ile
ışıkları ile büyük şehirler yol oldu bize
iz sürdük yanlızlığa”

Metin-Kemal Kahraman

6 Mayıs 2017 Cumartesi günü çok rastlantısal bir şekilde Antalya Tabip Odası seçimsiz olağan ara genel kurulu yapıldı. Genel Kurul’a dair çok şey yazılabilir, ancak bunlara uzun uzun değinmeyeceğim.

6 Mayıs tarihi ise farklı. Çünkü 6 Mayıs’ın Türkiye ve bizler için çok özel bir anlamı var. Eşit, özgür, demokratik bir ülke ve tam bağımsız bir Türkiye isteyen üç gencimizin Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in darağacında asıldıkları gün 6 Mayıs 1972.

Hekim Birliği yürütücülerinin aklına o gün Deniz, Hüseyin, Yusuf hiç gelmedi. Gelmesini de zaten beklemiyorduk. 6 Mayıs 1972’de sadece üç genç fidan asılmamış, ülkemizin aynı zamanda geleceği yok edilmek istenmişti.

Kendilerini Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri sananlar

Niyetler aleminde kendilerini halen Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri sanan Hekim Birliği üyeleri için bir anlamı olmasa da, 45 yıldır Denizler, ülkemizin dört bir yanında anılmaya devam ediyor. Doğan çocuklara onların isimleri veriliyor. Ancak 6 Mayıslar’da, Denizleri asanların, astıranların, asılmasına ses çıkarmayanların… bugün hiçbiri anılmıyor. Yada hiç biri iyi olarak hatırlanmıyor.

KHK’larla bildiğimiz kadarıyla Antalya’da görevlerinden uzaklaştırılan 67 meslektaşımız var. Bu meslektaşlarımızdan hiçbiri 6 Mayıs’da yapılan Antalya Tabip Odası seçimsiz olağan ara genel kuruluna katılmadı. Oysaki örneğin Prof. Dr. Taha Karaman, Prof.Dr. Nursel Şahin, Prof.Dr. Erdal Gilgil, Yard. Doç. Dr.Hafize Öztürk Türkmen, Doç.Dr. Mustafa Cumhur İzgi, Yrd. Doç.Dr. Suzan Yazıcı,… Antalya’da Tabip Odası/Hekim Hareketi denilince ilk akla gelen isimler.

Bu meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmayı bırakın görevlerinden uzaklaştırılmalarına tepki vermeyen hatta görevden uzaklaştırılmalarına zımmen destek veren Hekim Birliği de ileride hiç iyi hatırlanmayacak. Oysa eşitlik, özgürlük, kardeşlik, demokrasi, barış isteyen bu meslektaşlarımız tarihimizde onurlu yerlerini bugünden aldılar.

Tercihleri çok açık

Olağan ara genel kurulda konuşma yapan Hekim Birliği yürütücüleri ısrarla Çağdaş Hekimlerle aynı şeyleri düşündüklerini söylediler.
Bir kez daha vurgulamakta yarar var.Yaşadıklarımız, yaptıklarımız binlerce kez göstermektedir ki Hekim Birliği ile Çağdaş Hekimler kesinlikle aynı yerde değiller, aynı şeyleri düşünmüyorlar.

Tek tek saymaya gerek yok, hekimlik ortamında ve memleketimizde olan yüzlerce olaya ses bile çıkaramıyorlar. Örneğin:

16 Nisan öncesi Çağdaş Hekimler gibi başları dik bir şekilde “HAYIR’’ mı diyebildiler.

Binlerce meslektaşımızın görevden uzaklaştırılmasına karşı mı çıkabildiler.

Hepimizin bildiği, hissettiği, yaşadığı olumsuzluklar karşısında tutum almak yerine örneğin “Meyve Ağaçları Aşılama Teknikleri Uygulamalı Eğitim” leri düzenlemeyi tercih etmiyorlar mı?

Sonra da dönüp “İyi Hekimlik” mücadelesi yürüten biz Çağdaş Hekimlerle aynı şeyi düşündüklerini söyleyebiliyorlar.

Bu yazının başlığına yani “Keşke Sadece Kıskanıyor Olsalardı” ya tekrar dönecek olursak.

Aşklar İçinde

“…….
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
…..
Edip Cansever.

Antartika Direniyor-Dr.Metehan Akbulut

Tabip Odası nedir, ne yapar, ne yapmalıdır? ... ve benzeri sorulara her meslektaşımızın kendince yanıtları vardır. Ancak, uzun uzun yazmaya gerek yok. Bugün asıl olarak kritik öneme sahip bir soruyu , lütfen tekrar kendi kendinize bir kez daha sorun. Hepimizin bildiği, hissettiği, yaşadığı olumsuzluklar nelerdir ve Tabip Odası ne yapmalıdır?

“Sayın Yönetim Kurulu üyemiz;
Bugünkü Yönetim Kurulu Toplantısı, gündem maddesi azlığı nedeniyle yapılamayacaktır.”

Yukardaki mesaj zaman zaman SMS olarak tarafıma Antalya Tabip Odası’ndan gönderilmektedir. Bugün de bu SMS’i aldım.

Penguen, Sürüde Casus Var

Yıl 2013 ve Gezi Direnişi başlamış. Polis binlerce insana karşı yoğun biber gazı ve tazyikli su ile müdahale ediyor. Diğer kanallar bir yana, bir haber kanalı olan CNN Türk ise “Penguen, Sürüde Casus Var” belgeseli yayınlıyor.

Hatırlarsanız CNNTürk’ün eylemler sürerken ve polis halka saldırıyorken penguenleri anlatan belgeseli yayınlaması, çok yoğun tepki çekmişti. Sosyal medyadan tepki gösteren kimi izleyiciler ise Dolmabahçe’deki eylemden bir kareye penguenleri yerleştirmiş ve fotoğrafa “Antartika Direniyor” yazmıştı.

Antartika Direniyor

Lütfen kendi kendinize sorun. Tabip Odası, haftada bir toplantı yapacak gündem bulamayabilir mi? Olağan bir ülkede birkaç yüzyılda gerçekleşebilecek olaylar Türkiye’de birkaç günde gerçekleşmiyor mu?

Goethe'nin dediği gibi “yaşadığımız her an kendi hakkını ister. Yaşadığımız her anın hakkını vermedikten sonra söylenen her şey buhar olup uçuyor.”

Meyve ağaçları, zincirler ve vicdanlarını kaybedenler-Dr.Metehan Akbulut

Başlığın biraz tuhaf olduğunun farkındayım. Ancak bu tuhaflığın nedeni ben değilim.

Başlığın ilham kaynağı, hekimlik ortamında ve memleketimizde onlarca olaya ses bile çıkarmayan, ancak “Meyve Ağaçları Aşılama Teknikleri Uygulamalı Eğitimi” ni ihmal etmeyen Hekim Birliği.

Baştan söylemekte yarar var, kuşkusuz hekim/meslek örgütleri bu tür eğitimler düzenleyebilir. Sorun zaten bu eğitimin düzenlenmesinde değil.

Hareket etmeyenler zincirlerinin farkına varamaz
Geçen gün bir arkadaşım Hekim Birliği için “Aslında onlar da sizin tarafınızda; Hekim Birliği de hekim haklarından, halkın sağlık hakkından yana. Onlar da çağdaş, demokrat, laik,.. neden anlaşamıyorsunuz? Onların tek sorunu yeterince hareket etmemeleri. Bu ise çok önemli değil. Zamana bırakmak gerekli” dedi. Rosa Luxemburg’un ''Hareket etmeyenler zincirlerinin farkına varamaz'' sözünü hatırlatarak daha anlayışlı olmamı istedi.

Keşke, mesele Hekim Birliği için bu kadar sadelikte olsa. Çünkü, Hekim Birliği’nin sorunu hareket etmemesi değil. Hekim Birliği yürütücülerinin bilerek, isteyerek ve planlayarak yanlış hareket etmeleri. Aslında son bir yıl içinde yaşadıklarımızın bir kısmını ve Antalya Tabip Odası’nın yapmadıklarını gözümüzün önüne getirirsek bile mesele anlaşılacak.

2016 tarihinde yapılan son Antalya Tabip Odası seçimlerinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti.

17 Nisan 2016 tarihinden bu güne kadar Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu 40 kez toplandı ve toplam 219 karar aldı.

Bu kararların hemen hepsi meslektaşlarımızın soruşturma dosyaları, meslektaşlarımızın istifaları, oda çalışanlarımızın izinleri ya da maaş artışları, tabip odası harcamaları… vb konularında. Hekim hakları için, halkımız için, laiklik için, cumhuriyet için, demokrasi için, özgürlük için, eşitlik için, kardeşlik için… karar yok, çalışma yok, mücadele hiç yok….

Bizlerin önerileri ise yönetim kurulu toplantılarında ya gündem yapılmıyor, ya da bakarız denilerek geçiştiriliyor. İşte bu nedenledir ki Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu Karar Defteri, kurulduğu günden bu yana hiç olmadığı kadar yazdığımız şerhlerle dolu.

Meyve Ağaçları Aşılama Teknikleri Uygulamalı Eğitimi
Olağan bir ülkede birkaç yüzyılda gerçekleşebilecek olaylar ise Türkiye’de birkaç günde gerçekleşiyor. Son bir yılda Antalya Tabip Odası’nın doğrudan tavır alması gereken yüzlerce olay gerçekleşti.

-Karaman’daki Ensar Vakfı’na ait evlerde kalan çocuklara yönelik cinsel istismar,
-TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın yeni anayasada laiklik ibaresinin olmaması gerektiği yönündeki ifadeleri,
-Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü'nün, kamuoyunda “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi” olarak bilinen metne imza attıkları gerekçesiyle, 6’sı hekim 8 öğretim üyesinin görevden alınmaları/işten atılmaları
-Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın "üreme sağlığı" konusundaki açıklamaları ve TTB'ye yönelik ifadeleri,
-Sağlık Bakanlığı, yayımladığı bir genelge ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak kamuda görev yapan kadın çalışanların süt izinlerini kullanmaları halinde döner sermaye gelirlerinin kesileceğini belirtmesi,
-Yabancı Sağlık Meslek Mensuplarının Türkiye’de Özel Sağlık Kuruluşlarında Çalışma Usul Ve Esaslarına Dair Yönetmelikte yapılan değişiklikler,
-Başbakan Binali Yıldırım’ın AKP Grup Toplantısında "Dün bir arkadaşımız söyledi, çok ilgimi çekti. Acil servislere bayramda vatandaşlar gidiyorlarmış. Ne için gidiyorlarmış biliyor musunuz? Kız bakmaya gidiyorlarmış” sözleri,
-Sıfır nüfuslu aile hekimliği birimleri ,
-Özel sağlık kuruluşlarında genel tatil günlerinde poliklinik hizmeti verilmesi,
-Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın "doğum kontrolü kavramının tarihin çöplüğüne atıldığı, sezaryenin Türkiye'de bir çılgınlık halini aldığı ve bu konuda yeni bir eylem planları bulunduğu" yönündeki açıklamaları,
- E-Nabız Projesi ve ısrar,
-Sağlık Bakanlığı tarafından 21 Eylül 2016 tarihinde mesai saatleri dışı nöbet uygulaması ile ilgili olarak yayımlanan genelge,
-Bütün hekimleri negatif ayrımcılığa tabi tutan “stratejik personel” tanımı ve buna bağlı olarak, eşi özel sektörde çalışan hekimlerin aile birliğini sağlamalarına olanak tanımayan hüküm
-Askeri kadrolara kura ile sivil hekim atanması,
-Özel Hastanelerde Kısmi Çalışmayı Engelleyen Kadro Genelgesi,
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın “ikinci basamak acillerde yaşanan yığılmaları azaltmak için aile hekimlerine ‘telefon nöbeti’ getirileceği” yönündeki açıklamaları,
-Açılmaya başlayan Şehir Hastaneleri,
-15 Temmuz darbe girişimi, 16 Nisan referandumu,…. binlerce hekimin işten atılması, cezaevlerine doldurulması, sürgünler, mesleki bağımsızlığımıza yönelik baskılar, yüzlerce hekimin uğradığı şiddet, öldürülen hekimler, özlük haklarımızın bir bir elimizden alınması, iş güvencemizin tamamen yok edilme girişimleri, ücretlerimizdeki erimeler …….bu listeyi uzatmak mümkün.

Tüm bunlar yaşanırken tek bir adım atmayan, ancak “Meyve Ağaçları Aşılama Teknikleri Uygulamalı Eğitimi” düzenlemeyi ihmal etmeyen bir Hekim Birliği Yürütücüleri ile aynı tarafta olabilmemiz mümkün mü?.

Vicdanlarını kaybedenler
Yukarıda çok küçük bir bölümünü kısa başlıklarla vermeye çalıştığımız, yüzlerce olayı son bir yılda hep birlikte yaşadık. Her biri bile yeterli aslında ayrım noktamızı göstermesi açısından .

Birazda Antalya özelinde olduğu ve yıllardır hekim hareketinde birlikte mücadele yürüttüğümüz için bir fotoğrafa dikkat çekmek istiyorum.

Hekim Birliği yürütücüleri, fotoğrafta görevlerinden uzaklaştırılan arkadaşlarımızın bazılarını göreceksiniz.

Fotoğraftaki; Prof.Dr. Erdal Gilgil, Yard. Doç. Dr.Hafize Öztürk Türkmen, Doç.Dr. Mustafa Cumhur İzgi, Prof.Dr. Nursel Şahin, Yrd. Doç.Dr. Suzan Yazıcı, Prof. Dr. Taha Karaman, Doç.Dr. Süleyman Uluturk ve Yard.Doç.Dr. Bülent Şık’a bir kez daha bakın. Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, yoldaşlarımızın özellikle gözlerine iyi bakın. Onlar sadece işlerini kaybetti. Siz ise sahip çıkmayarak vicdanınızı.

Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere
Yazının baş tarafına tekrar dönecek olursak, Hekim Birliği ile Çağdaş Hekimler kesinlikle aynı yerde değiller. Nedeni de çok açık. Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliğinin gereğini yapacakların, her şeyden önce insani bir duruşu ve tertemiz bir yüreği olacak.

İşte bu nedenle “Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere”