Yazılar

Kendimizi Yenilemek İçin Ezberimizi Bozmak Durumundayız-Haluk Başçıl

Zengin kuzey ülkelerinde olduğu gibi yoksul güney ülkelerine de sağlık sisteminde yaşanan kriz bizi derinden etkiliyor. Sağlık hizmet sunumunda, hekimlik mesleğinin uygulanmasında, moral değerlerde ve düşünce sistematiğimizde önemli bir alt üst oluş yaşanıyor.

AKP Hükümeti’nin uygulamaya koyduğu ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ öncesinde de tıp alanında ve sağlık hizmetlerinde bir çok sorunla baş etmeye çalışıyorduk. Kamusal sağlık hizmetinin kendi içindeki eksikliklerinin ve yanlışlıklarının yanı sıra tıbbi teknolojideki gelişim, tıp biliminde yaşanan baş döndürücü ilerlemelerin yarattığı sorunlar bir arada yaşanıyordu. Yaşanan sorunları, bir birinden ayrıştırıp aynı zamanda da birbiriyle ilişkilendirip bütünlüklü çözümler üretemeden, sağlık alanı dışında yaşanan gelişmeler ile birlikte sorunlarımız daha da derinleşti. Sosyal devletin tasfiyesi doğrultusunda atılan adımlar ve sağlığın pazar ekonomisi kuralları içinde yeniden biçimlendirilmesi politikası, yani ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ sağlık çalışanlarının ve hekimlerin tepkilerini de açığa çıkardı.

TTB’nin ‘herkese eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmeti’ amacı doğrultusunda teorik birikimlerini kamusal sağlık hizmetlerinin ağırlıklı olduğu bir dönemde yaratmıştır. Bu dönem kapanmaktadır. Sosyal devlet anlayışının sonlandırılmaya, buna uygun değerlerin oluşturulmaya ve kavramlara yeni anlamların yüklenmeye çalışıldığı bir konjonktür içindeyiz. Kısacası insani tüm birikimlerin ticarileştirilmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Herkese eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmeti amacımızı  yaşadığımız konjonktürün dinamikleri içinde yeniden üretmek için tabip odalarının yapılanmaları gözden geçirmek, uygun çalışma anlayışları geliştirmek ve birikimlerimizi yenilemek görevi ile karşı karşıyayız. Geçmiş birikimleri göz ardı etmeden, ama onunla yetinen ve onları tekrar eden bir yaklaşımla içinde yaşadığımız sorunlarla baş edebilmemiz ve geniş hekim kesimlerine ulaşmamız, onları harekete geçirebilmemiz pek olanaklı görülmüyor.

Yaşanan toplumsal kriz sağlıkta yaşanan krizle iç içe ilerliyor. Bu nedenle tıpta yaşanan sorunlar ile sağlık alanına dışarıdan gelen ve onu derinden etkileyen sorunları ayrı ancak bütüncül olarak ele almak gerekiyor. Ancak bu şekilde sağlıkta dönüşüm programına karşı daha etkili ve aynı zamanda köklü bir karşı koyuş sağlanabilir. Sadece sağlık alanını dışarıdan etkileyen sosyal politikalara indirgenmiş ve tıp orijinli sorunları göz ardı eden çalışma ve mücadele anlayışının bizleri sıkıntıya sokacağı açıktır. Çünkü, iktidar odaklarınca oluşturulan sağlık politikaları doğrultusunda önerilen –dayatılan- çözümlerde, tıbbın kendisinden kaynaklanan sorunlardan da çok iyi yararlandıkları görülmektedir. Ayrıca hasta haklarına ilişkin tanımlamaları ve tartışmaları da kendi politikalarının hayata geçmesinde ustalıkla kullandıkların tespit etmek gerekiyor. Bizlerin tüm bu konulara ilişkin yeterli tartışmalar yürütmediğimiz ve çözümler üretmediğimiz takdirde karşı politikaların etkinliğini daha da güçlendireceği açıktır.

Tartışmalarımızı zenginleştirmek amacıyla, diğer ülkelerde de yaşanan bazı tartışma noktalarını ortamımıza taşımak istiyorum:

*Tıbbi teknolojik gelişim ve tıp biliminde hız kazanan ilerlemeler ve hekimlerin bu gelişmeler karşısındaki durumları önemli bir sorun başlığını oluşturmaktadır. Sadece Fransa’da tıbbi dergilerde yayınlanan makale sayısı 25 bini buluyor. Dünyada yaklaşık;  4 bine ulaşan ilaç temelli tedavi yöntemi, 850 biyolojik, 1000 görüntüleme, 1 500 – 10 000 ne yakın cerrahi müdahale tipi ve 300 bine ulaşan ve önerilen tıbbi ürün bulunduğu söylenmektedir.

*Ortaya çıkan tıbbi bilgi birikim ve tedavi biçimlerindeki gelişim hekimlik mesleğinde önemli parçalanmaya yol açmıştır. Örneğin 50 yıl önce Avrupa ülkelerinde tıpta uzmanlık sayısı 10 civarındayken, bu gün tıp fakültelerinde tanınan uzmanlık sayısı 60’şa ulaşmış, gerçekte ise bunun daha da fazla olduğu ifade edilmektedir. Sadece kardiyolojide 12 yan dal uzmanlığından bahsedilmektedir.

*Hastanın tedavisinde fizyoterapist, psikolog, odiyolog vb. 100’e yaklaştığı söylenen, diğer sağlık mesleklerinin ortaya çıkışı ve gelişimi sağlık hizmeti anlayışını ve yapılanmasını doğrudan etkilemektedir.

Bu gelişmeler hekimlik mesleğini doğrudan etkilemiş ve hekimlerde de farklı yaklaşımları ve refleksleri açığa çıkarmıştır.  Sağlıkta Dönüşüm Programı göz ardı etmeden sorunları bütünlüklü olarak ele alan mücadele ve tartışmaların birlikte yürütüldüğü ( iş yaparken tartışmak hız azaltır anlayışına kapılmadan) bir süreci hayata geçirmek üzere sorularımızı doğru olarak sormak ve cevaplar üretmek göreviyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.

Bu nedenle; başta hekimlik anlayışımız ve yapılanması olmak üzere, pratisyen hekimlik ve tıpta uzmanlıklar, gelişen para medikal hizmetler, hastanın tedavi hakkı ve hekimin mesleki bağımsızlığı, reçete kısıtlamaları vb. ilişkin bazı sorularımı sizlerle paylaşmak istiyorum.   Sorularımızı doğru olarak sormak ve ortaklaştırmak, sonrada birlikte cevaplar geliştirmenin yararlı bir yol olabileceği düşüncesiyle…

BAZI TARTIŞMA SORULARI

 

I- SAĞLIK SİSTEMİNİN KRİZİ

 

A- Sağlık Alanından Kaynaklanan Nedenler

1-Sağlık sisteminde yaşanan sorunların nedeni sadece ekonomik nedenlere mi dayanmaktadır?

2-Hızlı teknolojik gelişim ve bilgi birikimindeki patlama hekimlik mesleğini nasıl etkiliyor?

3-Uzmanlık ve yan dallardaki artışın yol açtığı iş bölünmesinin hekimlik pratiğine ve hastaya olan etkileri?

4-Paramedikal hizmetlerin gelişiminin hekimlik mesleğine olan etkileri ve sağlık sistemindeki yeri?

5-İnformel (paramedikal ) yapı içindeki hastaya gereğinin yapılıp yapılmadığını kim, nasıl değerlendirecek?

6-İnformel ağın ayrı bir yapılanma haline gelmesi durumunda tedavinin koordinasyonu nasıl sağlanacak?

7-Geri ödeme kuruluşlarının ile paramedikal hizmet ilişkisi nasıl sağlanacak?

8-Bu ağın girişimcileri-sürükleyicileri kim/ kimler olacaktır?

 

B- Sağlık Dışı Nedenler

1-Sosyal devletin tasfiyesi sağlık sistemini nasıl etkiliyor?

2-Moral değerlerdeki değişim sağlık sistemi nasıl etkiliyor?

3-Politikacıların ‘sınırlı imkanlar temelinde tercihte bulunma, karar verme ve uygun kullanım’ politik söylemleri ile paralel kamu sağlık hizmetlerini ve görevlilerinin sürekli kötülemelerini toplumu ve hekimleri nasıl etkilemektedir?

 

II- MESLEKİ BAĞIMSIZLIK

1-Hekimler, günümüzde mesleklerini bağımsız ve özgürce mi icra etmektedir?

2- Mesleki bağımsızlığın tıbbi deontolojideki yeri nedir?

3-Mesleki bağımsızlık ve hekimin tedavi özgürlüğü arasındaki ilişki nedir ve nasıl olmalıdır?

4-Mesleki bağımsızlık ve hastanın tedavi hakkı arasındaki ilişki nedir ve nasıl olmalıdır?

5-Kamuda çalışan kamu görevlisi hekimle özel sektörde çalışan ücretli hekimin mesleki bağımsızlıkları aynı mıdır ve ne tür müdahalelere maruz kalmaktadırlar?

6-Ücretli çalışmadan mesleki bağımsızlık nasıl etkilenir?

7-Mesleki bağımsızlık ve tedavi özgürlüğü bir başkasına (kişi ve/veya kuruluşa) devredilebilir mi?

8-Mesleki bağımsızlık Anayasal bir hak mıdır?

9-Hastanın istekleri mesleki bağımsızlığı ne ölçüde etkiler?

10-Hekimin mesleki bağımsızlığı ilkesi ile hastanın hekim seçme özgürlüğü arasındaki ilişki nedir?

11- Ekonomik uyum ile tedavi özgürlüğü ne ölçüde bağdaşabilir?

12-İlaç ve tıbbi ürün firmalarının mesleki bağımsızlık üzerine etkileri ne düzeydedir ve nasıl olmaktadır?

13-Geri ödeme kuruluşları mesleki bağımsızlık için bir tehdit kaynağı mıdır?

14-Özel sigorta sistemleri ABD’de olduğu gibi reçete ve bağımsız hekimlik uygulamalarını sınırlamasının  hasta haklarına etkileri neler olabilir?

15-Hekimlerin sağlık sigortası sisteminin yönetiminde yer almaları mesleki bağımsızlıklarını korumalarına yardımcı olabilir mi ?

16-Mesleki bağımsızlık için nasıl bir toplumsal finans sistemi gerekir?

 

III- MESLEKİ NİTELİK

1-Kötü hekimlik uygulamalarına karşı nitelikli sağlık hizmeti, tedavide tıbbi müdahalelerin uygun kullanımı ve bunların denetimi nasıl ve hangi mekanizmalarla sağlanabilir?

2-Üniversite ve eğitim hastanelerinde hekimlerin günlük çalışma sürelerinde

a. Eğitim, bilimsel dergilerin izlenmesi, meslektaşlar ile paylaşım vb. için gereken süre ne olmalıdır?

b. Medikal hizmetler için gereken süre ne olmalıdır?

3-Tüm hekimler okumuş olarak deontolojik prensipleri koruyabilirler mi?

4-Hekimler uzmanlık alanlarına ait tüm makaleleri okumadan ve teknolojik gelişmeleri yakından izlemeden uzmanlıklarının gereklerini ne ölçüde yerine getirebilirler?

5-Bu sistemde GP rolü nedir? Niçin sınırlı bir alanı kapsayan uzmanlık alanları daha iyi ücretlendirilirken daha geniş bir alanı ve birikimi gerektiren GP de ücretler daha azdır?

 

IV- HEKİMLİK MESLEĞİNİN KONUMU

1-Kamu hukukunda hekimin yeri nedir ve ne olmalıdır?

2-Kamuda çalışan kamu görevlisi hekimle özel sektörde çalışan ücretli hekimin hak ve sorumluluklarının esası nedir?

3-Kamunun kamu görevlisi hekime karşı sorumlulukları nedir ve ne olmalıdır?

4-Ücretli çalışan hekime karşı işvereninin sorumlulukları nedir ve ne olmalıdır?

5- İş akti ile çalışan hekim ile bir işçinin emeğini işverenine sunmasının kuralları aynı mıdır?

 

V- HEKİMLİKTE TEDAVİ-MALİYET ANLAYIŞI

1-Hekimin öneri ve müdahalelerinde tedavinin etkinliği ve kalitesi ile ekonomik maliyet arasındaki uyum ne olmalı?

2-Tüm hastalar için tıbbi inceleme hep aynı mıdır? Niçin geri ödeme kuruluşları GP ve uzmanlık alanları için sabit sınırlama getiriyor?

3-Uzmanların hakim oldukları uzmanlık alanına ilişkin reçete yazmaları sınırlandırılmalı mıdır?

 

VI- HASTA HAKLARI

1-Hastaların büyük bir çoğunluğunun uzmanlık alanlarının tam olarak neleri kapsadığını bilmeden hekimlerini özgürce seçmeleri mümkün müdür?

2-Hastanın bilgilenme hakkından hekimler, hastalar ne anlıyor, sistem ise neyi kastediyor? Bilgilendirme hangi temelde nasıl olmalı ve neleri kapsamalıdır?

3- Hastanın tedavi olma hak ve özgürlüğüne geri ödeme kuruluşları ne ölçüde uyuyor?

4-Uzmanlık alanları ve sağlık meslekleri karmaşası içinde hastaları kim yönlendirecektir?

 

Yine Karşı Çıkıyoruz!-Mahmut Farımaz

İnsanların giderek birbirine benzediği, günübirlik bireysel kaygıların egemenliğinde şekillenen insan ilişkilerinin topluma damgasını vurduğu bir ortamda farklı olmak, farklı düşünmek, daha da ilerisi inandığın değerler için mücadele etmek elbette kolay değil......

Herkes çılgınca aynı yöne koşarken tek başına kalsan da doğru bildiğin yolda ısrarla yürümek nasıl bir güç ve duruş gerektirir? Bir yandan bu sorunun yanıtını ararken öte yandan içinde bulunduğumuz koşulların ruhumda estirdiği fırtınaları dindirip güvenli bir liman bulmaya çalışıyorum.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan sürecin sonucu olarak yıllardır ciddi bir kuşatma altında tutulduğumuz su götürmez bir gerçektir. Bu kuşatmayı bir yerlerinden delmek için öncelikli olarak ne yapmamız gerekiyor ve nasıl yapacağız?  Sanıyorum bu soruyu yanıtlarken çok geniş anlamda toplumsal bir hezeyanın parçası olarak çözüm noktasında bunalımlar yaşıyoruz.

Şimdi bu soru ve sorunları bir tarafa koyalım ve bizler neyi savunuyoruz ona bakalım. Yanlışsa bu yanlışlardan dönüp herkes gibi bizde başka ufuklara yelken açalım. Ne diyoruz;

-Öncelikle aydın olmanın sorumluluğu ile ülke siyasetine müdahil olalım ve bunu örgütlenerek yapalım.

Çoğunluk diyor ki;

"Bırakın siyaset yapmayı da hekimlerin sorunlarıyla ve özlük haklarıyla ilgilenin, zaten yıllardır hep siyaset yapıyorsunuz."

Arkadaşlar diyoruz;

"Ülke siyasetine müdahil olmadan ve bütünü görmeden bir yere varamayız. Bizler aslında insan sağlığını ve mesleğimizi ilgilendiren her yerde var olmaya çalışıyoruz. Ama siz sadece kendi bireysel sorunlarınızı/çıkarlarınızı düşünürken bizim çabamızı görmüyor ve bizi hep aynı üslupla eleştiriyorsunuz."

İsterseniz muhalefetimizin ana eksenini oluşturan düşünce farklılıklarına kabaca ve sadece birkaç noktada birlikte göz atalım.

Yıllardır sağlık ocaklarımızı, 224 Sayılı Yasayı, koruyucu hekimliğin, toplum sağlığının önemini, tüm topluma eşit-ulaşılabilir-nitelikli sağlık hizmeti sunulması gerektiğini savunuyor ve buna inanıyoruz. Ülke siyasetini şekillendirenler ne yapıyor? Sürekli bu değerleri aşındırıp uluslararası sermayenin önünü açmak adına ve onların emirleriyle üstelik başarısız olacağını bile bile uygulamalarını sürdürüp, bize kulaklarını tıkıyorlar. Bu durumda siyaset yapmayalım mı? Bizlerde çoğunluk gibi aile hekimi olduk, gelirimiz 5-6 katına çıktı deyip o kervana mı katılalım? Katılmadığımız da ne oluyor? Ücra noktalarda genç meslektaşlarımızın gelirinin yarısı ile süründürülüyoruz. Oysa yarınların böyle olmayacağını, bu işin böyle devam etmeyeceğini bilerek sadece gündelik çıkarlara odaklanmış bir düşünce tarzıyla değil geleceği görerek düşünmemiz gerekmiyor mu?

-Döner sermaye özlük hakkımız olmalı, adil dağıtılmalı, aslında maaşlarımız iyileştirilmeli ve emekliliğimize yansımalı diyoruz

-Devletin bize ödediği paraya bile karşı çıkıyorsunuz diye eleştiriliyoruz.

-Tabip odalarımızın etkinliğinin artırılması için yasal düzenlemeler yapılmalı,6023 Sayılı Yasa, Tıbbi Deontoloji Yasası gibi temel yasal düzenlemelerde söz hakkımız olmalı diyor, bunun için meclis kapısında süründürülüyoruz. Çoğunluk akşam haberlerine bakarak bizi yine siyaset yapmakla suçluyor.

-Diğer sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmayı ve güçlü bir sivil inisiyatif oluşturmayı zorunlu görüyoruz, bakın yine nerelerde ne için koşturuyorlar diyorsunuz.

-İnsan onuru dâhil her şeyin pazarlandığı ve nasıl olursa olsun palazlanmanın mübah sayıldığı vahşi kapitalist düzende insan sağlığı ve hekimlik onuru önceliklidir diyoruz, yine siyaset yapmakla suçlanıyoruz. Bu örnekleri çoğaltarak canınızı sıkmak istemiyorum.

Evet, biz aslında zor olanı seçiyor, çoğu zaman yalnız kalıyoruz. Ama inanıyorum ki ne kadar zor olursa olsun, bugünden yarına bir şeylerin değişmeyeceğini bilerek haklı bir mücadele yürütmenin onurunu taşıyoruz.

TAT-Eriş Bilaloğlu

TAT

 

Tutkularını soy

ince ince kıy

karıştır kavur

Düşlerin pembeleşince usançlarını süz ekle

Orta boy pişmanlıklarını küçük küçük doğra kat

Düşkırıklıklarını serpiştir

Bir tutam beklenti

Bir çay kaşığı özlem

Yarım su bardağı sevgi

Birkaç diş dövülmüş tasa

Coşku ateşini harla

Üzüntü kapağını kapat

Arada bir karıştır dünlerini yarınlarını

Dibi tutmasın kıs umutlarını

Bu ara kuşkularını ayıkla

İsteklerini rendele üzerine

İki düş kır çırp

Bir gerçek sık

Dinlenmeye bırak doğrularını yanlışlarını

Özlemlerini erit derince bir kapta

Anılarını boca et sonra

Kıvamlaşıncaya dek bekle

Sonra dön yine tencereye

Suyunu çekmişse pişmiş demektir

Söndür düşüncelerinin altını

Soğumaya bırak duygularını

Haşlama umut kazanında

Kevgir beyin kepçe

Sunulmadan önce sosu gezdirilip yeşillikle süslenecek

Tadına doyum olmayacak biliyorsun

Ancak onsuz boğazından geçmeyecek

 

Seçkin Gündüz/Sevgi Kavşağı

 

Bir şey yapmak. Elbette olumlu, kimden ve neden yana olduğumuzu bilerek. Herkes için eşit, ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli  bir sağlık hizmetini gerçekleştirmek için çaba harcamak. Sınıfsız, sömürüsüz, insanca bir yaşam mücadelesinde mütevazi yer almak…

"tadının" olması için coşku ateşini harlamak gerek. Belki duyguları (da) soğumaya bırakmak.

Bir tutam beklenti muhakkak, umutların dibinin tutmaması da şart gibi. Kuşkular mutlaka ayıklanmalı, düş iki ise gerçek daha az olsun, örneğin bir. Ne olur (kendi) doğru ve yanlışlarımızı (vazgeçmeyelim ama) dinlenmeye bırakmayı unutmayalım.

Bu uğraşın "tadı" olmalı, yani tatsız tuzsuz olmaz bu iş. En önemlisi de şu: "onsuz (yani sensiz) tadı ne kadar güzel olursa olsun boğazımızdan geçmez. Hepimiz tat vermek için yerimizi alalım ve bir diğerimiz olmazsa anlamı olmayacağını da (artık) bilelim!

Neyin Nesi Kimin Fesi?-Mahmut Farımaz

Bugünlerde hepimizi yakından ilgilendiren, belki de hayatımızı bütünüyle etkileyecek bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. İçi boş sözcükler havada uçuşan toz zerrecikleri gibi sağa sola savrulurken, bizlerde nereye gittiğimizi bilmeden onlarla birlikte bir yerlere sürükleniyoruz.

Aile hekimliği, norm kadro, hizmet puanı, performans, atama yönergeleri, özel idare kanunu, döner sermaye, sözleşmeli çalışma… Sözcüklerine başka hangi sözcükleri ekleyebiliriz, şimdilik bilmiyoruz. Bir kısmı çalışma yaşamımıza çoktan girmiş olan bu ifadeler tümüyle hayata geçirildiğinde; işsizlik, sınırsız mesai, koşulsuz memnuniyet, havuza alınma, hizmet puanı ve norm kadro fazlalığı nedeniyle başka bölge ve kurumlara atanma belki de çalışma yaşamımızın sıradan uygulamaları haline gelecek.

Hatırlarsanız yaklaşık iki yıl önce bir perşembe günü (mesai bitimine yakın!) aile hekimi olmak isteyip istemediğimize dair kararımızı verip, cuma günü mesai bitimine kadar İl Sağlık Müdürlüğü’ne bildirmemiz istenmişti. O zaman birçoğumuz “şu andaki konumumuzdan daha iyi olacağı, en azından daha kötü olamayacağı” önyargısı ile olumlu bildirimde bulunmuştuk. Bu olaydan kısa bir süre sonra Düzce’de aile hekimliği pilot uygulaması başlatıldı. Son olarak Eskişehir’de aynı uygulamaya tanık olduk. Oralarda neler yaşandığını hangi sorunlarla ne kadar karşılaşıldığını biliyoruz?

Eminim ki sizlerde benim gibi tesadüfen gözünüze ilişen bir gazete haberinden ya da arkadaşlarınızdan sorarak bir şeyler öğrenmeye çalışıyorsunuz. Kısacası çok kısıtlı ve kulaktan dolma bilgilerle, belirsiz bir ortama doğru sürükleniyoruz.

Bizim adımıza bilenler biliyor ve ardı ardına yasalar çıkarılıyor. İl özel idareler yasası, yerel yönetimler yasası gibi yasalar, sağlık çalışanları ve hekimler için neler öngörüyor? Bunları bizleri yönetenlerden mi, yoksa IMF heyeti ya da Dünya Bankası’ndan mı sormamız gerekiyor?

Bu konularda olumlu ya da olumsuz bir görüş sahibi olabilmemiz için öncelikle yapılmak istenilen uygulamaların özünü bilmek zorunda değil miyiz? Toplumun en eğitimli kesimi olarak geleceğimizi belirleyen bu sürükleniş karşısında bugün taraf olmadığımızda yarın sadece başımıza geleceklere katlanmakla yetineceğiz.

Hizmet puanlarımızın açıklandığı gün aynı kurumda çalıştığımız diğer meslektaşlarımızdan ne kadar fazla puanımız olduğuna bakarak “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” yalanıyla avuttuk kendimizi. Bu ne kadar aydın tavrıdır? Herkese soruyor ve sözünü ettiğim konularla ilgili bilgi ve düşüncelerinizi paylaşmak istiyorum. Belki o zaman bu kadar kötü ve yalnız hissetmeyeceğim, kendimi. Şimdiden hepinize teşekkür ediyorum.

14 Mart Tıp Bayramında Sağlıkta Yaşanan Gerçekleri Görmek-Naci İşoğlı

Ülkemizde sağlık ölçütlerinin ülke gerçeklerine göre yeterli düzeyde geliştiğini söylemek ne kadar inandırıcı olur? Bu şekilde davranmak sorunların üzerini örtmekten öteye gitmeyecektir. Zaten bugünkü iktidarın yaptığı da bundan başka bir şey değildir. Ülke sağlığı şov politikalarıyla yönetilmektedir. Ancak bunlarla gerçeklerin yok edilemeyeceği unutulmamalıdır.

Sabahın köründe kendini hastane kuyruklarının arasında görmek, hastane hastane elinde evraklarla dolaşırken hekime muayene olup reçete aldıktan sonra tedaviye ne kadar zor ulaşabildiğini, çaresizliğe itildiğini görmek toplumun az da olsa bu rüyadan uyanmasına ve gerçekleri görmesine neden olmaktadır.

Doğrusu hekimler açısından da durum çok farklı değildir. Bir sabah uyandığımızda bilmem kaçıncı tıp fakültesinden mezun olan bir hekim olmanın mutluluğunu tam hissedecekken gerçeklerle yüz yüze geleceğiz. Bir yanda altyapısı ve eğitici kadrosu yetersiz tıp fakültesi mezuniyeti, diğer yanda en iyimser tahminle önümüzdeki 20 yıllık süreçte şu anda bile yaşadığımız hekim işsizliğinin elli bin'den fazla hekimi ilgilendireceği gerçeği karşımızda duracaktır.

Bir sabah uyandığımızda, iş güvencesinden yoksun sözleşmeli hekimliğin kapımıza dayandığı bugün yoksulluk sınırının oldukça altında olan ücretlerimizin açlık sınırına dayandığını göreceğiz. Bir sabah uyandığımızda, biz hekimleri ve sağlık hizmeti alan insanları piyasanın acımasız koşullarında çırpınırken, tüm insanlık yaşamı boyunca kutsal olarak ifade edilen meslek ilkelerimizin ve onurumuzun bilinçli olarak yok edilmeye çalışıldığı gerçeği karşımızda duracaktır.

Aslında sayfalara ve sözcüklere sığdırılamayacak kadar yazılacak ve söylenecek gerçekler var. Biz hekimler tüm bunlara rağmen bu mesleği seçtiğimiz için asla pişman değiliz. Bizler hekimlik mesleğinin gereğini olması gereken şekilde yerine getirememenin sıkıntısını yaşıyoruz. Bizler meslek ilkelerimiz doğrultusunda çalışabilecek altyapıya sahip olamamanın sıkıntısını yaşıyoruz. Bizler verdiğimiz hizmetin tam karşılığını alamadığımız için üniversite, devlet hastanesi ve sağlık ocakları dışında acımasız piyasa koşullarına terk edilmemizin sıkıntısını yaşıyoruz. Hastanın bizi satın aldığını düşündüğü, bizim de hastaya para olarak bakmamızı yerleştirmeye çalışan sistemin sıkıntısını yaşıyoruz. Bizler kafamızın geçim derdi ile meşgul edilmesinin sıkıntısını yaşıyoruz.

14 Mart biz hekimler açısından sevinci coşkuyu ifade eden bir gündür. Bilindiği gibi yıllarca görüşmeyen dostlar bu günlerde birbirlerini ziyaret eder, mutluluklarını paylaşır, sorunlarını, dertlerini paylaşır ve ortak çözümler üretir. Bugüne geldiğimizde bayramlarda olduğu gibi birçok şeyin değiştiğini söylemek mümkün. Çünkü toplumun çok büyük bir kesimi yaşadığı ekonomik, sosyal sıkıntılar ve gelecek kaygısı nedeniyle adeta bayramları hüzünlü günlerle karşılamaktadır. Bizlerde bugün bu gerçeği yaşamaktayız.

14 Mart'lar hekimlik mesleğinin kendi ilke ve değerlerine sahip çıktığı coşkulu günlerdir. Bilinmelidir ki hekimlik mesleğinin kurtuluşu emeğinin karşılığını tam olarak aldığı bilimsel altyapı ortamlarında insana yaraşır hizmet sunabildiği, mesleğini tam olarak icra ettiği, insanca yaşamın ve onurlu meslek hayatının gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır.

Ülkede ki bunca yaşanan sorunları çözmek yerine kafamızı bulandırmaya çalışan, toplumu yanıltan, hekimleri ve sağlık çalışanlarını toplumun gözünde küçük düşürücü söylemlerle aşağılayan, yaşanan sorunların gerçek sorumluları değillermiş gibi bizlere karşı toplumu kışkırtan, insanların gerçek enflasyonu olan sağlık, barınma, yeme, eğitim, ulaşım gibi ihtiyaçları görmezden gelip hayali enflasyon düşüklüğü yaşatmaya çalışan, paran kadar sağlık anlayışını bizlere yaşatmanın yollarını açan anlayışlar karşısında da sonuna kadar mücadele edeceğimizi tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Nice 14 Mart'lara hep birlikte el ele girmek dileğiyle tüm hekim arkadaşlarımızın, onurlu meslek hayatını yıllarca omuzlarında taşıyan ağabeylerimizin, ablalarımızın ve taşıyacak olan öğrenci kardeşlerimizin, tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart tıp bayramını coşkuyla ve umutla kutluyoruz. Bu birlikteliğimizi tüm toplumun eşit, nitelikli sağlık talepleri ile kenetlediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Dün olduğu gibi bugünde sağlığa ilişkin gerçekleri çözüm önerilerimizi kendi kitlemizle kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.

 

*Bu yazı 14 Mart 2005 tarihinde kaleme alınmıştır.

14 Mart, İyi Niyet Ve Sözünün Eri Olmak-Naci İşoğlu

Hekimlerin kendilerini ifade etme özgürlüğünü hissettiği 14 Mart sağlık haftasına yaklaştığımız bu günlerde bazı kelimeleri ve cümleleri çok sık duyar olduk.

Ecevit' in sağlık durumu çok iyi!, Derviş' in krizin geleceği hakkındaki görüşleri çok iyi!, Amerika' nın Türkiye' nin geleceği hakkındaki niyetleri çok iyi!, Avrupa Birliği' ne girmenin ön koşullarını yerine getirmedeki performansımız çok iyi!, Koalisyon hükümetinin durumu çok iyi!, Genel durumumuz mu? Oooooo çok çok iyi!. Bu iyiler böyle sürüp giderken bir de iyi niyet kelimesi yankılandı kulaklarımızda.

Üstelik bütün bunlar iyi kelimesinin gerçek anlamının ne olduğunu unutturacak derecede anlam kazandırılarak hafızalarımıza kazınmaya başladı.

Bizler sağa sola iyi niyet göstermeye başlayan hükümeti görüp yaşasın nihayet insafa geldiler, artık bize de sıra gelir diye düşünmeye başlamıştık. Ama bir de ne görelim! Bu niyet öyle bir niyet ki iyiliği tartışılır. Zaten bunca olumsuz durum yaşanırken bu kadar iyinin bir arada olmasına şaşılması gerekmez mi?

Biz hekimler iyi hekimlik ortamı diye yola koyulduk. Yıllarca 14 Mart' larda alanlarda haykırdık haklı taleplerimizi, toplantılarda dile getirdik.

Ülkemizde sağlığa en az %10  iyi bütçe; ülke gerçeklerine uygun nitelikli hekim yetiştiren iyi üniversite, iyi tıp eğitimi, altyapısı ve donanımı yeterli iyi çalışma ortamları, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkının olduğu çalışanların yönetime katıldığı iyi çalışma hayatı, insanca yaşayıp onurlu meslek sürdürebileceğimiz iyi ücret, mezuniyet sonrası yaşam boyu iyi eğitim, emeğimizin tam karşılığının verildiği iyi tam süre, iyi iyi iyi ... diye sıralayabileceğimiz yaşantımızı ve mesleğimizi ilgilendiren daha birçok konu var.

Bizler bu şekilde düşüne dururken hükümet gerçek niyetinin ne olduğunu göstermeye başladı. IMF' ye ardı sıra iyi niyet! mektupları gönderdi. Neydi hükümetin iyi niyeti ?!

Bankaları ve hortumcularını kurtarmalıyız.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Önce toplumun temel ihtiyacı olan sağlık ve eğitimdeki harcamaları kısmalı ve özelleştirmeliyiz.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Topluma paran kadar sağlık hizmeti anlayışıyla yaklaşmalı, hekimleri ve halkı piyasanın acımasız koşullarına terk etmeliyiz.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Hekimlere sağlık çalışanlarına ve tüm çalışanlara sefalete mahkum eden, onur kırıcı açlık sınırında ücretler vermeliyiz. Verdiklerimizi de karabasan gibi çöken yeni zam ve vergilerle fazlasıyla almalıyız.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Devleti küçültmeliyiz, üretimi ve yatırımı küçültüp rantiyeyi silahlanmayı ve karanlığı büyültmeliyiz.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Sosyal devletin temel öğeleri olan kamusal hizmet alanlarını ve özellikle kar getirenlerini birilerine peşkeş çekmeliyiz.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Ülkemizde geleceğe aydınlık yüzle bakan sağlıklı gülen ve koşan çocuk, gençlerin, toplumun yani barışın değil; savaş tacirlerine pazar yaratanların kirli savaşında başrol almayı tercih etmeliyiz.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Uluslar arası sermayeye dikensiz gül bahçesi yaratacak yasaları çıkartıp ulusal değerlerimizi ve ulusal kaynaklarımızı yok pahasına satmalıyız.

Çünkü iyi niyet! mektubu, söz verdik.

Biz sözümüzün eriyiz. Söz verdik mi yaparız. Yapmazsak ne olur aman ha sakının kriz kriz kriz vs. vs.

Bu kadar iyi niyet!lerden sonra bizlerde iyi niyetle soruyoruz. Siz kimin hükümeti siniz?

Sağlıklı olmak isteyen halkın ve bunun için çaba gösteren hekim, tüm sağlık çalışanlarının mı? Yoksa iyi niyet gösterdiğiniz IMF ve Uluslar arası sermayenin mi?

Hükümeti yüzünü kendi halkına dönmeye çağırıyor, hekimine, sağlık çalışanlarına gerçek anlamda iyi niyet mektubu vermesini, söz vermesini, sözünün eri olmasını istiyoruz.

14 Martları inadına coşkuyla, sevinçle, inançla ve umutla yaşadığımız bu günlerde ortak dayanışma ruhuyla ellerimizi kenetleyip haklı taleplerimizi dile getirip etkinliklerimizle iyi hekimlik niyetimizi gösterme zamanı gelmedi mi?

Hiç kuşkusuz iyi hekim kitlesi iyi niyetini gösterecek kadar iyi bir dayanışma içerisine girebilecek ve ortak ses çıkaracak güçtedir.

İnsanlık yaşamı boyunca kutsal olarak ifade edilen mesleğimizin temel ilkelerinin bilinçli şekilde yavaş yavaş yok edilmeye çalışıldığı bu günlerde hekim, öğrenci kardeşlerimiz ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramını tüm coşku, inat, umut ve inancımızla kutluyoruz.

Sevgiyle, dostlukla

 

*Bu yazı 14 Mart 2002 tarihinde kaleme alınmıştır