Yazılar

Korkarak yaşıyorsan..-Dr.Metehan Akbulut

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin

Hekim Birliği’nin korkaklığına takmış değiliz elbette… Bazı yazıları sadece tarihe not düşmek için yazıyoruz. Bu yazıyı da bu minvalde değerlendirmek gerek.

Referandum süreciyle bir Hekim Birliği klasiğine daha hep birlikte tanıklık ediyoruz. Hekim Birliği’nin dört üyesinin çoğunluğunun direnci ile Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu referandumda tavrını, HAYIR olarak açıklayamıyor.

Daha doğrusu Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu’nun referandumdaki tavrını açıklaması, aylardır Hekim Birliği üyeleri tarafından engelleniyor.

Kuşkusuz HAYIR demek zorunda değil, Antalya Tabip Odası. Oy çokluğu ile evet kararını da açıklayabilir. Ancak ortada tuhaf bir durum olduğu da gerçek. 4+3=7 etmiyor bir türlü.

Hekim Birliği üyeleri, başta Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu toplantıları olmak üzere; nerede bir HAYIR oyu kullanacak bir hekime rastlasalar, kendilerinin de HAYIR dediklerini ifade ediyorlar. Biz Çağdaş Hekimler, ifade etmenin ötesinde bulunduğumuz bütün alanlarda HAYIR çalışması yürütüyoruz.

Madem bir oy birliği durumu söz konusu, HAYIR tavrımızı açıklayalım dediğimizde ise Hekim Birliği’nde “ama”, “fakat”, “lakin”, ….ile başlıyor, ulvi gerekçeler.

Bazı yazılarımızı tarihe not düşmek için yazdığımızı söylemiştik. Tarih kendinden menkul bu satırlara bakılarak yazılmayacak elbette. Ancak inandıkları (!) halde “ama”sız, “fakat”sız, “lakin”siz, HAYIR deme görevi ve sorumluluğu ile karşı karşıya olanlar eğer bu görüşlerini açıklamıyorsa ortada çok ciddi bir sorun var demektir.

Antalya çağdaş Hekimler web sayfası üzerinden tekrar okuyabileceğiniz Zavallılık üzerine, Yiğit olmalısın ölürken bile, Özlemek, Dilemek, Utanmak, Muhafızlık …yazılarında da bu soruna dikkat çekmeye çalışmıştık.

Tekrar dönelim en baştaki sorumuza: Hekim Birliği’nin bu tavrı ne anlama geliyor? Yanıtı çok basit;   Hekim Birliği, gerçekten HAYIR demiyor, her zaman ki gibi sadece diyormuş gibi yapıyor.

Hekim Birliği üyelerine bir kez daha sesleniyoruz: En iyimser ifade ile, sessiz kalarak yaratılmasına katkı sunduğunuz bu karanlık elbet bir gün dağılacak. O gün geldiğinde de sizin gibiler utancınızla baş başa kalacaksınız.

Friedrich Nietzsche ile bitirelim yazıyı:

……….

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Yaşamak için, mücadele şarttır.

Yiğit olmalısın ölürken bile-Metehan Akbulut

Korku ve korkaklık arasındaki ayrımı, hekimler için ayrıntılandırmak son derece gereksiz.

Aşağıdaki kısa bilgilendirmenin yazılmasına vesile olan, Çağdaş Hekim imzası ile kısa bir süre önce “Zavallılık üzerine” başlığı ile yayınlanan bir metin üzerinde koparılmaya çalışılan fırtına.

Zavallılık üzerine , Antalya Tabip Odası’nı bir hekim örgütü olmaktan çıkarıp SARAY’ın odası haline getiren ve en hafif deyimiyle Yandaş olarak nitelendirilebilecek, Hekim Birliği üyelerine seslenerek: “Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliğinin gereğini yapacaksanız, her şeyden önce insani bir duruşunuz ve tertemiz bir yüreğiniz olacak.” cümlesi ile bitiyor.

Özetle:

*Hekim olmanın ve hekim örgütü yöneticisi olmanın öncelikle insan olabilmekten geçtiğine vurgu yapan bir yazı.

*Herşey bir yana, son günlerde sadece ve sadece hekimlere reva görülen sayısız olay karşısında bile susan dolayısı ile onaylayan bir anlayışa, itiraz yazısı.

*Son olarak Antalya’da da haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan hekimlere sahip çıkamayan bir anlayışa, eleştiri yazısı.

2006'da gösterime giren V for Vendetta, filminde “Aynaya baktığınızda suçluluk duyuyorsanız gerçekleri öğrenmişsinizdir” diyor, maskeli adam. Zavallılık üzerine yazısı da Yandaş Hekim Birliği’ne bir şekilde ayna oldu. Bu yazı ile bir kez daha yandaşlıkları tüm çıplaklığı ile gözler önüne serildi. Rahatsız olmaları bundandır.

Kendilerine bir şekilde ayna tutan bu yazı üzerine Yandaş Hekim Birliği, ise her zaman olduğu gibi saygıdan, sevgiden, hoşgörüden... söz edip  zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyor. Ancak, her şey apaçık ortada.

Mevzumuz, Yandaş Hekim Birliği’nin neyi nasıl algıladığı değil elbet.

Korkmak son derece insani bir duygu. Bir insanın korkmasından daha doğal ne olabilir ? Faşizm koşullarında yaşadığımız bu ortamda da elbette kimse korku duyduğu için eleştirilemez, ayıplanamaz, küçük görülemez. Zavallılık üzerine yazısı da zaten korkuya değil, korkaklığa vurgu yapıyor.

12 Eylül faşizminin azgın günlerinde idamına günler kala Devrimci Mustafa Özenç ‘in dizelerinde belirttiği gibi “Sen de korkarsın küçüğüm, sen / Her şeyden önce insansın çünkü….. Yiğit olmalısın ölürken bile / Çünkü yakışanı budur insana”

Mevzu korkmak değil, gereğini yapabilmek.

Sevgi ve Dostlukla

Okumak isteyenler için ise şiirin tamamı:

“Sen de korkarsın küçüğüm, sen
Her şeyden önce insansın çünkü
Sevmekten, kaybetmekten ya da ölümden
Görünmez ihanetin o kara yüzü

Doğaldır küçüğüm korku insana
Kabul edilmeli böyledir gerçek
Ama yiğitsen, sağlam bir inancın varsa
Elindedir bunu belli etmemek

Yiğitlik korkmamak değil küçüğüm
Korkuyu inançla yenebilmektir
Kolay çözülmeyen bir düğüm
Ve eğilmez bir baş olabilmektir

Unutma yarınların umudu sende
Korkuyu yen, boyun eğme düşmana
Yiğit olmalısın ölürken bile
Çünkü yakışanı budur insana”

Bir Hekim Birliği Klasiği

Hekim haklarını dillerinden düşürmüyorlar, ama hekimler ve hekim hakları için hiçbir somut çalışma yapmıyorlar.

Bir değil, üç değil, ağırlığı elinde bulunduran ağırlıkla AKP+MHP+İP birliği olan Hekim Birliği tam altı aydır Antalya Tabip Odası yönetiminde.

Antalya Tabip Odası imzası ile aşağıdaki Basın bildirisi bugün e-postalarımıza gönderildi. Hekim Birliği üyelerince kaleme alınan basın bildirisi yine suya sabuna dokunmadan, dostlar alışverişte görsün misali kaleme alınmış.

19 (ondokuz) meslektaşımızın görevine son verildi.....Hekim Birliği ise sadece diliyor…vurguluyor ve inanıyor…

Sorunları yaratanlarla onlara biat edenlerin, destek verenlerin sorunları çözmesi ya da çalışma yapmasını zaten beklemiyoruz.
Daha önceleri defalarca belirttiğimiz gibi ağırlıkla AKP+MHP+İP birliği olan Hekim Birliği üyeleri tamda kendilerine verilen görevin gereğini yerine getiriyorlar. Üstelik eksiksiz bir şekilde.

Sayın Meslektaşımız,

Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevlerine son verilen Sağlık Bakanlığı görevlileri hakkındaki basın bildirimizi aşağıda bilgilerinize sunarız.
Antalya Tabip Odası

Basına ve Kamuoyuna/02.11.2016

29 Ekim 2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 675 sayılı KHK ile on binin üzerinde kamu görevlisinin görevine son verilmiştir. Yedisi odamız üyesi, 19 hekimin de aralarında bulunduğu 52 sağlık çalışanı Antalya‘dandır. Son KHK ile birlikte, Sağlık Bakanlığından atılan devlet görevlisi sayısı beş bine yaklaşmıştır. 2000 civarında da açığa alma olduğu ifade edilmektedir.

Görevden almalar sırasında; kişilere hangi fiil ile suçlandığı bildirilmemekte, ifade ve savunmaları alınmamakta, cezalandırmaya konu somut kanıtların ne olduğu ortaya konmamaktadır. Hatta geçmişte yasal olan fiiller, şu an geriye dönük suç olarak değerlendirilmektedir.

Terör faaliyetlerine katıldığı somut kanıtlarla desteklenenler, kim olursa olsun cezalandırılmalıdır.

Ancak; meslektaşlarımız ve bizlerde hukuk ve adalete güveni sarsacağı, terörle mücadeleyi sulandırarak zayıflatacağı izlenimi bırakan uygulamalara son verilmesini diliyoruz.

Antalya Tabip Odası olarak, masumiyet karinesine dikkatin önemini bir kez daha vurguluyoruz.

Toplumca ihtiyacımız olan barışın, ancak yaşamsal önemi olan evrensel hukuk içinde kalınarak sağlanacağına inanıyoruz.

Saygılarımızla

Antalya Tabip Odası

Böyle yanlışlık olur mu?

Hekim haklarını dillerinden düşürmüyorlar, ama hekimler ve hekim hakları için hiçbir somut çalışma yapmıyorlar.

Bir değil, üç değil, ağırlığı elinde bulunduran ağırlıkla AKP+MHP+İP birliği olan Hekim Birliği altı aydır Antalya Tabip Odası yönetiminde.

Hekimler, hekim hakları,… için yaptığınız tek bir somut çalışma var ise açıklayın dedik: On beş gün oldu açıklayamadılar, çünkü böyle bir çalışmaları yok.

Ekonomik, özlük, demokratik …bir çok sorun yaşadık, şiddete uğradık,.. bu süreçte. Aşağıdaki kısa başlıklarda bu süreçte doğrudan hekimlerin yaşadığı ve hekim haklarını doğrudan ilgilendiren kimi konuları sıralamaya çalıştık.

15 Temmuz sonrası meslektaşlarımıza yapılan hukuksuzluklar, haksızlıklar, baskılar, gözaltılar, işten el çektirmeler, tutuklamalar…. hiç umurlarında değil.*** Akdeniz Üniversitesinde aralarında çok sayıda meslektaşımızın da olduğu gözaltı operasyonları sırasında ve sonrasında bile ağızlarını açamadılar. Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Akdeniz Üniversitesi'nde 20 öğretim üyesinin yanlışlıkla gözaltına alındığını söylediğinde ‘’ böyle yanlışlık olur mu?’’ bile diyemediler.

Halihazırda içlerinde TTB Yüksek Onur Kurulu üyeleri, TTB Merkez Delegeleri olan meslektaşlarımız olmasının yanı sıra, Antalya Tabip Odası ve hekim hareketi içerisinde yıllardır mücadele etmiş meslektaşlarımızın (akademisyenlerin) görevden el çektirilme girişimleri de onları hiç ilgilendirmedi. Ülkenin dört bir yanından meslektaşlarımız dayanışma içindeyken, Akdeniz Üniversitesi önünde protesto eylemine katılmadıkları gibi, yaptıkları açıklamayla meslektaşlarımızı suçlu ilan etmeyi de ihmal etmediler.

Aydın Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği yapmış ve Adnan Menderes Üniversitesi önceki Rektörlerinden Prof. Dr. Şükrü Boylu’nun da aralarında bulunduğu, Adnan Menderes Üniversitesi’ndeki üç bilim insanının görevden uzaklaştırılması da onlar için gündem olmadı. Konuyla ilgili TTB Merkez Konseyi’nin yazısına rağmen en küçük bir adım atmadılar.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Asistan Hekim Kolu Üyesi Dr. Benan Koyuncu’nun açığa alınması,

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde 2 Ekim 2016’da bir meslektaşımızın darp edilmesi,

Sağlık Bakanlığı tarafından 31 Eylül 2016 tarihinde Aile Hekimlerine mesai saatleri dışında nöbet uygulaması ile ilgili olarak genelge yayınlaması,

674 sayılı KHK kapsamında Adli Tıp Kurumu'na uzmanlık eğitimi için hekim alımının mülâkatsız yapılma girişimi,

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi ve TTB Asistan Hekim Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Mihriban Yıldırım hakkında yakalama kararı çıkarılması,

Ülkemizdekine denk tıp eğitimi alındığı belgelenmeden yabancı hekimlere çalışma izni verilme girişimleri,

Sakarya Yazlık Aile Sağlığı Merkezi'nde görev yapan Dr. Fikret Öztürk'ün görevi başında hastası tarafından ciddi düzeyde yaralanması,

Ankara Katliamı’nı protesto etkinliğine katıldığı için Dr. Kamiran Yıldırım’ın aile hekimliği sözleşmesinin feshedilmesi,

Kamu kurumlarında anket formu kullanılarak fişleme yapılması,

Çanakkale Ezine Devlet Hastanesi acil hekimi Dr. Senay Balam Yıldırım’ın, Mayıs 2016’dan itibaren bir dizi anlaşılmaz uygulamaya maruz kaldıktan sonra 17 Ağustos 2016 sabahı evinden gözaltına alınması,

Ülkemiz genelinde ve Antalya’da sıfır nüfuslu (yeni ihdas) aile hekimliği birimlerinin açılması,

OHAL uygulamaları sırasında yaşanan insan hakları ve adli-tıbbi sorunları ile hekimlere baskı yapılması,

OHAL ilanından sonra yayımlanan ilk kanun hükmünde kararnameyle (KHK) bazı özel sağlık kurum ve kuruluşlarının kapatılması sonrası oralarda çalışan meslektaşlarımızın sorunları,

Gerek muayene ve tedavi sırasında, gerekse raporlama ve tıbbi belgeleme (gözaltı muayeneleri, işkence vb. kötü muamele iddiaları gibi) süreçlerinin tamamında meslektaşlarımıza baskı yapılması, ya da yönlendirme yapılması girişimleri,

DİSK Genel Sekreteri meslektaşımız Dr. Arzu Çerkezoğlu'nun gözaltına alınması,

Çanakkale Devlet Hastanesi’nde görev yapan üroloji uzmanı Dr. Yusuf İlker Çömez’in hastası tarafından bıçaklı saldırıya uğraması,

Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde biri Kadın üç hekime şiddet uygulanması,

Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanması,

Gaziantep’in Kurbanbaba Aile sağlık merkezinde çalışırken burada sorunlar yaşadığı iddiasıyla istifa ederek Nizip Toplum Sağlığı Merkezine sorumlu hekim olarak göreve başlayan Dr. Mine Kaplan’ın evinde kendini tavana iple asarak yaşamına son vermesi,

15 Mayıs Artvin’in Kafkasör Yaylası’ndaki Cerattepe mevkiine bakır madeni açmak için iş makinelerinin getirilmesine yönelik protestoya katılan doktor Serhan Safatlı’ya cezası verilmesi........... de önemli değildi, onlar için.

………..tüm bunlar ve yazmadıklarımızın her biri  ise  ayrı yazıların konusu.****

Sorunları yaratanlarla onlara biat edenlerin, destek verenlerin sorunları çözmesi ya da çalışma yapmasını zaten beklemiyoruz.

Daha önceleri defalarca belirttiğimiz gibi ağırlıkla AKP+MHP+İP birliği olan Hekim Birliği üyeleri tamda kendilerine verilen görevin gereğini yerine getiriyorlar. Üstelik eksiksiz bir şekilde.

*** Burada bir parentez açmakta yarar var. Çağdaş Hekimler gericiliğe karşı hep mücadele etti, mücadele etmeye de devam edecek. Darbelerin ve darbecilerin hep karşısında oldu, olmaya da devam edecek. Ancak suçlu oldukları kanıtlanana kadar bütün meslektaşlarımızı suçsuz kabul ediyoruz.

****Altı aydır yukarıda bir kısmını belirttiğimiz konularla tek bir çalışma yürüt(e)meyenlerin yine bu konularda çalışan, mücadele eden…. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr.Selçuk Erez’i yalan olduğunu bildikleri halde bir haber üzerine istifaya davet etmelerini de ayrıca takdirinize bırakıyoruz.

Bu yazının konusu bu değil elbette

Önemli olan fikirleriniz, inandıklarınız, doğru bildikleriniz doğrultusunda yalansız dolansız, doğrudan yazmak, konuşmak.


Eleştiri yöneltebilecekseniz bunu doğrudan yapabilmek. Biat ettiklerinizi eleştirebilmeniz ise zaten mümkün değil.

Eğer doğru bildiklerinizi söyleyecekseniz, eleştirecekseniz, meydan okuyacaksanız bunun elbette muhataplarını da belirteceksiniz. Dağlara taşlara efelenmiyorsanız işaret ettiğiniz bir yer mutlaka olacak.

Geçtiğimiz hafta “Artık arada bir arzı endam bile etmiyorlar “ başlığı ile kısa bir not yayınlamış AKP+MHP+İP ittifakı ile yönetimde çoğunluğu elinde tutan Hekim Birliği’ne sormuştuk: Eğer hekimlik, halkımız, ülkemiz, eşitlik, kardeşlik, laiklik, cumhuriyet, barış, demokrasi…için aldığınız bir karar ve yaptığınız bir çalışma varsa açıklayın diye. Aradan bir hafta geçti bir yanıt gelmedi. Bu kısa yazının konusu bu değil elbette.

Antalya Tabip Odası 3 Ekim2016 Pazartesi günü bütün hekimlere gönderdiği SMS’de “Lozan’ı Laik Cumhuriyet’in tapu senedi olarak görüyor ve bunu korumanın azmini taşıyoruz.“ dedi.

AKP+MHP+İP ittifakı ile çoğunluğu elinde tutan Hekim Birliği Yönetim Kurulu üyelerince kaleme alındığı belli olan mesajın ne için gönderildiği ise meslektaşlarımız tarafından hala anlaşılabilmiş değil. Zira Lozan Barış Antlaşması’nın 93. Yıl Dönümü 24 Temmuz 2016 idi. Aradan neredeyse üç aya yakın bir zaman geçmişti, dolayısı ile bu bir yıldönümü açıklaması olamazdı.

24 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı resmi web sayfasında yapılan açıklamada da benzer cümleler olması da şimdilik bu yazının doğrudan konusu değil.…”Bu anlaşma, yeni kurulan devletimizin tapusu niteliğindedir…..” (http://www.tccb.gov.tr/basin-aciklamalari/365/49743/lozan-baris-antlasmasinin-93-yil-donumu.html  linkinden bakılabilir)

AKP+MHP+İP ittifakı ile çoğunluğu elinde tutan Hekim Birliği Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu üyelerince gönderildiği aşikar olan bu mesaj olsa olsa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir hafta kadar önce 27. Muhtarlar Toplantısı’nda, “….Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada Ege’yi görüyorsunuz, bağırsak sesimizin duyulacağı adaları biz Yunan’a verdik zafer bu mu?” sözleri üzerine olabileceğini düşündürdü. Ancak SMS’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir eleştiri mi yoksa destek mi olduğu ise soru işareti.

Yukarıda belirttiğimiz gibi 24 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı resmi web sayfasında yapılan açıklamada da benzer cümleler bulunmakta.

Ne diyelim, yaşadığımız postmodern dünyada; Bütünlüklü ve tutarlı duruş ilkelerinin yerini hiçbir ilke ve etik tanımayan günübirlik yarar hesaplarına dayanan duruşlar almış durumda. Rüzgârın tersten estiği böyle zamanlarda sadece hekimlik değil, rüzgâra kapılmadan, inançlarını koruyarak yürüyebilmek de gerçekten zor iş.

Goethe'nin dediği gibi:’’ Yaşadığımız her an kendi hakkını ister’’. Yaşadığımız her anın hakkını vermedikten sonra söylenen her şey buhar olup uçuyor.

Artık arada bir arzı endam bile etmiyorlar

Kendilerini Hekim Birliği olarak adlandırıyorlar…

Hekim hakları, Cumhuriyet, Laiklik, Atatürk …. dillerinden hiç düşmüyor…

Çok çok eskiden biraz solculuğa bulaşmış olanlar yok da değil içlerinde. Ama onlar da bırakın bizim mahallede oturmayı, artık çoktandır sokağımızın yakınından bile geçemiyorlar.

Bugün Antalya Tabip Odası yönetiminde çoğunluğu elinde tutan ve Hekim Birliği olarak bilinen, AKP ve onun şürekâsına söylenecek elbette çok şey var. Ancak bu kısa bir yazı olacak.

Ağırlıklı olarak AKP+MHP+İP…ittifakı ile 17 Nisan 2016 Antalya Tabip Odası Yönetim Kuruluna çoğunluklu olarak seçildiler.

Aradan neredeyse altı ay geçti….

Hekim hakları, halkımız, ülkemiz, laiklik, Cumhuriyet…için tek bir somut çalışma yürütmediler. Hiçbir karar almadılar, önerilerimize kulak tıkadılar, etrafından dolandılar, karar aldırtmadılar…..

Bakmayın siz Hekim Birliği’nin hekimlerden, Cumhuriyetten, demokrasiden, laiklikten, halktan …yanayız dediklerine.

Geçmiş yıllarda dostlar alışverişte görsün yada adet yerini bulsun misali; bu konularda ara sıra arzı endam ettikleri olurdu. Artık onu bile yapmıyorlar. Çünkü bir süredir, tam biat ettiler.

İşte rakamlar:

17 Nisan 2016 tarihinden bu yana Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu 17 kez toplandı ve toplam 91 karar aldı.

Bu kararların hemen hepsi meslektaşlarımızın soruşturma dosyaları, meslektaşlarımızın istifaları, oda çalışanlarımızın izinleri ya da maaş artışları, tabip odası harcamaları… vb konularında. Hekim hakları için, halkımız için, laiklik için, cumhuriyet için, demokrasi için, özgürlük için, eşitlik için, kardeşlik için… karar yok, çalışma yok, mücadele yok…..

Eğer hekimlik, halkımız, ülkemiz, eşitlik, kardeşlik, laiklik, cumhuriyet, barış, demokrasi…için aldıkları karar ve yaptıkları bir çalışma varsa açıklasınlar.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Söyledikleri de, yaptıkları ortada.

Hekimlere saldıran kim?-Prof. Dr. Cem Terzi

Hekimleri kim dövüyor? Her güne yeni bir hekime yönelik şiddet haberi ile uyanıyoruz. Bu yıl gencecik bir cerrah hastasının yakını tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Dün Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde doğum yaptıktan sonra yaşamını yitiren 22 yaşındaki bir kadının yakınları tarafından saldırıya uğrayarak dövülen ve hayati tehlikesi bulunan Kadın Doğum Hastalıkları uzmanı yoğun bakımda...

Bu şiddet neden? Hekimlere kim ve neden saldırıyor?

Yanıtı biliyoruz aslında...

Hekime yönelik şiddet, ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın ve onun uygulayıcılarının eseridir. Hekimlere kalkan el AKP'nin elidir.

AKP Hükümeti son derece planlı bir şekilde Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında yürüttüğü tüm sağlık sistemini alt üst eden planında, kamuoyunu yanına alabilmek için hekimleri sistemin günah keçisi ilan etti.

Hükümet halka eski sağlık sistemindeki tüm olumsuzlukların nedenini açgözlü hekimler olarak gösterdi.

Daha da ötesi halkın sağlığı yerine cebinden başka bir şey düşünmeyen bu 'halk düşmanları' AKP'nin yeni sağlık politikalarına karşı çıkıyordu... Başbakan 2012 yılı eylül ayında Kayseri'de bir sağlık kompleksi temel atma töreninde doğrudan hekimlere yüklenmiş, "...Doktormuş! Senin mimardan, mühendisten ne farkın var?" gibi saldırılarla kendisini dinlemeye gelmiş insanlara büyük bir "yuuuuuh" çektirmişti...

Bizzat Başbakan ve Sağlık Bakanları hekim karşıtı söylemler ile hekimleri hedef tahtasına koydular!

Aslında bu arada Hükümet özel hastanelere oluk oluk para akıttı. Uluslararası hastane zincirlerini teşviklerle ülkeye soktu. Kamu sağlık hizmetlerini yarı özel sektör durumuna getirdi. Sağlığı alınan, satılan bir mal, sağlık hizmetini de patronlara bol para kazandıran yeni bir ticari alan haline getirdi.

Hekimlerden ve meslek örgütlerinden sağlığın ticarileşmesine yönelik itirazlar yükseldikçe, hekimler mesleki özerkliklerini, iş güvencelerini kaybetmemek için direnmeye çalıştıkça, hükümet hekimleri vatandaşların önüne sadece kendi çıkarlarını düşünen paragözler olarak attı.

Bir kaotik şantiye alanı haline getirdiği sağlık sisteminde kendi sorumluluklarından kaçan hükümet her olumsuzluktan hekimleri sorumlu tutmaya çalışmaktadır. Sağlık sisteminde şu ya da bu şekilde canı yanan vatandaşlar da maalesef bu oyuna gelmektedir.

Toplum henüz Sağlıkta Dönüşüm Programı ile bu Hükümetin yaptığının sadece ceplerine giren eli değiştirmek olduğunu tam olarak fark etmedi. Kamu sağlık hizmetinin kendisinden çalındığını fark etmedi. Bu özel hastane furyasını iyi bir şey zannediyor. Can çekişen kamu hastanelerindeki aksaklıklardan hekimlerin sorumlu olduğunu zannediyor, ama gerçek bir gün anlaşılacaktır.

Toplum er ya da geç ama mutlaka, başına geleni anlar...

Hekimler diğer üniversite mezunu meslek sahipleri gibi, her toplumda toplumun geneline göre gelirleri görece daha yüksek bir kesimdir. Bu yalın gerçeği sanki anormal bir durum, bize özgü bir haksızlık gibi sunmaktadır Hükümet. Aslında Türkiye'de hekimlerin ezici çoğunluğu (pratisyen hekimler, büyük hastanelerde tam zamanlı çalışan uzman hekimler) uzun yıllar kamusal nitelikte sağlık hizmeti üretmiş emekçilerdir. Türkiye'de pratisyen hekimlerin geliri ülkenin ortalama ücretinin 2 katı, uzman geliri 4 katıdır. OECD ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye'nin pratisyen hekim geliri son sırada, uzman hekim geliri ise orta sıradadır.

Kaçış yok. Toplum er ya da geç ama mutlaka kimin paragöz olduğunu anlar... Sağlığın özelleştirilmesi ile sağlığın ticarileştirilmesi ile kimlerin cebinin doldurulduğunu anlar...

Bu Hükümet hastanelerin işletmeleşmesi, performans sistemi, finansman denetimi, teknolojik ve bürokratik denetim (kartlı giriş çıkış, kamera sistemleri, hastane otomasyonu, medulla sistemi vb. gibi), hasta memnuniyeti ve hekim seçme hakkı gibi oyunlar, malpraktis yasası, özel sağlık kurumlarının sayısının artması, kamu istihdamında güvencesiz çalışma, sözleşmeli hale geçilmesi gibi ayarlamalarla hekimleri, kendi ürettikleri sağlık hizmeti süreçlerini kontrol edemeyecek duruma getirmiştir.

Hastane yönetimlerini CEO'lara devretmiştir. Devlet ve üniversite hastanelerinde (hatta aile hekimliğinde) performansa dayalı döner sermaye uygulamasına geçmiştir. Kamudaki sağlık emek sürecini, rekabet ve üretim artışını temel alan özel sektör emek süreci ile benzer hale getirmiştir. Performans sistemi ile hekimler gelirlerini finansal teşvik doğrultusunda hasta görme ve girişim yapmalarına göre temin eder hale getirmiştir.

Hasta hekim ilişkisini kamu hastanelerinde bile gelir artırma zeminine oturtmuştur. Hekimin öncelikli motivasyonunu hastasını iyileştirmekten çıkarmış; daha çok hasta bakarak, daha çok ameliyat yaparak daha çok gelir elde etmek haline getirmiştir.

Sayelerinde hastalar endikasyonsuz, gereksiz tetkik ve müdahalelere açık hale gelmişir. Hekimler genel durumu kötü ya da tedavisi riskli ve güç hastalardan kaçmaya başlamıştır, bunun yerine daha kolay ve rahat performans geliri elde edecekleri hasta ve hastalıkların tedavisine yönelmişlerdir.

Hasta hekim ilişkisi bir daha düzelmeyecek şekilde bozulmuştur.

Gerçek bir kamu hastanesi kâr amacı gütmez. Toplumun sağlık ihtiyaçlarını karşılar.

Ancak, AKP Hükümeti Türkiye'de kamu hastanelerini kâr etmeye zorlamış, kamu kaynaklarını transfer ederek özel sağlık sektörü yaratmış, ulusal ve uluslararası sermaye için hastane, ilaç ve tıbbi malzeme, özel sağlık sigortacılığı gibi kârlı sektörler oluşturmuştur.

Hekimlik mesleği seçimi yalnızca bir kariyer tercihi değildir. Bu mesleği seçerken ve uygularken hümanizm ve insana hizmet etme güdüleri başat rol oynar.

Hekimlerin meslekleri ile edindikleri, insana hizmet etme ve hümanizm gibi değerler, bir birey olarak kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmelerine karşı güçlü bir denge oluşturur. Başka pek çok meslekte olmayan bir özelliktir bu.

Hekimler toplumsal olarak şekillendirilmiş bir bilinçle karar verirler. Bunun aksi genel doğru olursa, bir tek hastanın bile esenliği sağlanamaz.

Hekim-hasta ilişkisi hastanın iyiliğini temel alan bir tıp ethosu çerçevesinde oluşan mesleki davranış kurallarına ve karşılıklı güvene dayanan bir ilişkidir.

Sağlıkta Dönüşüm Programı açıkça hekimliğin varoluşsal temelini değiştirmiştir.

Hekimlik mesleğinin genetiğine müdahale edilmiştir.

Hekimler hastaları ile hasım haline getirilmiştir.

Hekimlere kalkan el AKP Hükümetinin elidir.

* Prof. Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi

Zamanın kıymetini bilemeyenlerin tarihi olmazmış-Metehan Akbulut

Bir Antalya Tabip Odası seçiminin daha arifesindeyiz. 13 Mayıs 2012 Pazar günü yapılacak seçimlerde sadece oda kurullarımızda görev alacak meslektaşlarımızı seçmeyeceğiz aynı zamanda bir tercihte de bulunacağız

Yaşadığımız postmodern dünyada, tutarlı duruş ilkelerinin yerini hiçbir ilke ve etik tanımayan günübirlik yarar hesaplarına dayanan duruşlar almış durumda. Rüzgârın tersten estiği böyle zamanlarda sadece hekimlik mesleğinin gereğini yerine getirebilmek değil rüzgâra kapılmadan inançlarını da koruyarak yürüyebilmek gerçekten zor iş. Öyle bir dönem ki bu, neyin doğru neyin yanlış, kimin haklı kimin haksız olduğu da anlaşılamaz hale gelebiliyor.

ÇAĞDAŞ HEKİMLER olarak biz; on yıllardır umutları ve umutsuzlukları, dünü ve geleceği, doğruları ve yanlışları, heyecanları ve hayal kırıklıklarını içimizde taşıyarak, İYİ HEKİMLİK değerleri için emek veriyoruz, mücadele ediyoruz, bedeller ödüyoruz. Bizim gibi düşünen yaşayan, mücadele eden,…insanların, son dönemlerde yapılan Antalya Tabip Odası seçimlerinde olduğu gibi “haklı ama azınlıkta” kaldığı çok oluyor.

Şair; “Sen kazandın ama ben haklıydım.” diyor. Elbette bizler açısından önemli olan sadece “haklı kalmak” değil. Çünkü sadece haklı olmak, hiçbir sorunu çözmediği gibi sadece var olan durumu açıklıyor.

Goethe'nin dediği gibi;” Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.” Yaşadığımız her anın hakkını vermedikten sonra söylenen her şey buhar olup uçuyor.

 

Sevgi ve Dostlukla