Seçtiklerimiz

Her Yer Can Pazarı-Osman Elbek

Türkiye'de çalışanlar önlenebilir mesleki sorunlar nedeniyle ölüyor veya sakat kalıyor. Türkiye'de çalışma hayatı açısından en umut kırıcı yön ise, mağdurların temsilcisi olduğunu iddia eden siyasi iktidarın bu sorunlara "kader" çerçevesinde yaklaşması ve sermayenin kâr hırsı karşısında çalışanların sağlığından yana taraf olmamasıdır.

Hepimizin yakından izlediği üzere Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 28 kişi hayatını kaybetti; iki kişiyse bu yazının yazıldığı sırada hala kayıp. Ne yazık ki Türkiye'nin çalışma hayatında yaşanan sorunlar sadece ölümcül maden kazaları sonrasında hatırlanıyor.

Hâlbuki tıpkı Zonguldak'ta olduğu gibi Türkiye'de her yer can pazarıdır. Gerçekten de kârlılık ve verimlilik gibi kavramlar ekseninde şekillenen küreselleşme, dünya genelinde çalışanlar arasında rekabeti körüklemekte ve işsizliğin de etkisiyle artan bu rekabet çalışanların çalışma koşulları ve ücret seviyelerinde kötüleşmeye neden olmaktadır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) 1971-1995 yılları arasında tarım dışı üretim alanlarında çalışanların üretkenliği yüzde 25 artarken, reel ücretlerde yüzde 12 kayıp olmuştur.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), herhangi bir işte çalışmakla birlikte, günde bir Amerikan Doları veya daha azı ücretle çalışan "çalışan yoksul" işçi sayısının 550 milyona ulaştığını açıklamıştır.

Son yıllarda ülkeler arasında istihdam bakımından sektörler arasında bir farklılaşma yaşanmıştır. Bu bağlamda endüstrileşmiş ülkelerde sanayi sektörüne kıyasla hizmet sektöründe; gelişmekte olan ülkelerde ise tarım sektörüne kıyasla sanayi sektöründe istihdam genişlemiştir. 2002 yılı verilerine göre Avrupa Birliği'nde istihdamın çoğunluğu hizmet sektöründedir (hizmet sektörü yüzde 71; sanayi sektörü 25; tarım sektörü yüzde 4).

1980'lerdeki model değişikliğin bir sonucu olarak yabancı kaynaklı sermaye girişinin yoğunlaştığı Türkiye'de ise yıllar içerisinde istihdam açısından tarım sektörünün payı sürekli azalırken, sanayi ve hizmet sektörlerinin payı artmıştır. Bu bağlamda 2001-2005 dönemi arasında istihdam, sanayi sektöründe yüzde 1,2; hizmet sektöründe yüzde 3,9 artış göstermiştir.

Türkiye'de 1999 yılında 836 bin 447 olan işyeri sayısı, 2007 yılında 1 milyon 116 bin 638'e yükselmiştir. 2007 yılı itibariyle bu işyerlerinde 6 milyon 603 bin 475 erkek, 1 milyon 901 bin 915 kadın olmak üzere toplam 8 milyon 505 bin 390 sigortalı çalışan bulunmaktadır. Aile fertleri de dikkate alındığında genel nüfusun yüzde 45,67'si zorunlu sigortalı çalışanlara karşılık gelmektedir. Öte yandan Türkiye'de çalışanların yaklaşık yarısının kayıt dışı biçimde sigortasız olarak çalıştığı, çocuk işçiliğinin varlığı ve kadınların çalışma yaşamında dezavantajlı konumda bulunduğu bilinmektedir. Bu olumsuz tabloya karşın Türkiye'de sendikalı işçi oranı 1965 yılında yüzde 58,2 iken, 1996 yılında yüzde 20,9'a gerilemiştir.

Sağlığın bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olduğunu düşünürsek; uygun olmayan çalışma koşullarında, düşük ücret ve işsizlik tehlikesiyle, sendikasız olarak kayıt dışı çalışmanın kendisinin sağlıksız olduğu açıktır. Ancak Türkiye'de sigortalı çalışanların (dahi) yüzde 57,6'sı kendilerine koruyucu hekimlik hizmeti sunabilecek işyeri hekimi ile karşılaşma olanağına sahip değillerdir. Oysa çalışma alanında yaşanan sağlık sorunları çok ciddidir.

ILO, her yıl 270 milyon iş kazasının meydana geldiğini ve 160 milyon kişinin meslek hastalığına yakalandığını bildirmektedir. Türkiye'de resmi meslek hastalığı verilerinin ise doğru olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Türkiye'nin resmi verilerine göre 2007 yılında toplam 80 bin 602 iş kazası olmuş ve 1 208 meslek hastalığı tanısı konulmuştur.

Sosyal Güvenlik Kurumu, 2007 yılı için 1 043 kişinin iş kazalarına bağlı, bir kişinin ise meslek hastalığına bağlı olarak öldüğünü bildirmektedir. 2007 yılında meslek hastalığına bağlı olarak sürekli iş görememezlik raporu alan hasta sayısı ise sadece 406'dır.

Kuşkusuz bu veriler çalışma hayatındaki gerçek sorunları yansıtmaktan çok uzaktır. Çünkü çalışma koşulları ne kadar iyi olursa olsun yılda her bin işçi için 4-12 arası meslek hastalığı olgusunun gelişmesi öngörülmektedir. Bu beklentiye göre Türkiye'de her yıl yaklaşık olarak 24 bin kişinin meslek hastalığı tanısı alması tahmin edilmektedir.

Oysa 2007 yılında tanı alan hasta sayısı sadece 1 208'dir. Başka bir ifadeyle 2007 yılında Türkiye'de 22.792 meslek hastası, alması gereken tanı olanağına kavuşamamıştır. Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) "İş Kazaları ve İşe Bağlı Sağlık Problemleri" konulu araştırması, çalışanların yüzde 3,7'sinin işe bağlı bir hastalık tanımladığına, yüzde 2,9'unun ise son 12 ayda bir iş kazası geçirdiğine işaret etmektedir. TÜİK'in bu çalışması işe bağlı sorunların madencilik ve taş ocağı sektöründe diğer sektörlere kıyasla 3 kat daha fazla oranda bulunduğuna dikkat çekmektedir.

Ayrıca söz konusu rapor, yevmiyeli istihdam edilenlerde ve okuma yazma bilmeyen çalışanlarda genel ortalamadan daha yüksek oranda işe bağlı sorunların geliştiğini göstermektedir. Veriler Türkiye'de her yedi dakikada bir iş kazasının olduğunu ve bu iş kazaları nedeniyle yaklaşık her onbir saatte bir çalışan hayatını kaybettiğini ve her altı saatte bir çalışanın ise sürekli iş göremez biçimde sakat kaldığını kanıtlamaktadır.

Çalışma hayatından kaynaklanan hastalıklar ölüme neden olmasının yanı sıra ciddi oranda sağlık işgücü kaybına da yol açmaktadır. Yapılan hesaplamalarda 2000 yılında meslek hastalıkları ve iş kazalarına bağlı 24 milyon yıl sağlık kaybı yaşanmıştır. Ayrıca mesleğe bağlı sorunların ülke ekonomilerine getirdiği olumsuz yük de dikkat çekicidir.

Örneğin ABD'de 2002 yılında işverenlerin ödedikleri prim 72,9 milyar dolar iken, doğrudan ve dolaylı olarak mesleki sorunların yılda 128-155 milyar dolara maldır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre mesleki kazalar ve hastalıkların ekonomik bedeli dünya Gayri Safi Milli Hâsıla'sının yüzde 4-5'ine ulaşmıştır. 2005 yılı Eurostat tahminlerine göre 2000 yılında 15 AB üyesi ülkesinde iş kazaların toplam maliyetinin 55 milyar Euro olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise 2003-2005 yıllarında meslek hastalıkları sonucu 663.548 iş günü kaybı gerçekleşmiştir.

Aynı dönemde kayıtlara geçen iş kazalarının maliyeti ise 154.450.376$'dır. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 2007 Yılı İstatistik Yıllığı verilerine göre ise Türkiye'de sosyal sigortalar kapsamında iş kazası ve meslek hastalığına bağlı geçici iş göremezlik gün sayısı 1 milyon 942 bin 573 gündür.

Ancak küreselleşen sermaye gelişmiş ülkelerde artan bu maliyetleri, mesleki tehlikeler içeren endüstrileri gelişmekte olan ülkelere doğru taşımak yoluyla çözmüştür. Kârı maksimize edebilmek amacıyla tehlikeli sanayilerde üretimin küreselleşmesi, istihdam biçimleri, sendikalaşma düzeyi, çalışma saatleri, iş güvencesi, sosyal güvenlik, kayıt dışı istihdam ve ücret gibi diğer çalışma koşullarıyla da bağlantılı olarak, tüm dünyada çalışan sağlığı ve iş güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Bu çerçevede özellikle gelişmekte olan ülkelerde emek yoğun ağır sanayi üretiminin artışına bağlı olarak değişen istihdam yapısı, ülkelerin çalışma standartları ve çalışanların sosyal haklarının yetersizliği ile birleşince iş kazaları ve meslek hastalıkları sorununun büyümesine neden olmaktadır.

Bilimsel veriler iş güvencesi ile sağlığın oldukça bağlantılı olduğunu ve iş güvencesinden yoksun bir çalışma hayatının kronik hastalıklar başta olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olduğuna işaret etmektedir. Bu çerçevede esnek üretimin bir yansıması olarak ani tükenme sendromu (Karoshi) dikkat çekicidir. Çalışma saatlerinin uzaması ve düzensizleşmesi, düşük gelir ve belirsizlik, çalışanlar arasındaki acımasız rekabet organizmada dayanma gücünü arttıran sempatik sistemi aktive etmekte, ancak artan hormonlar bir süre sonra kalp krizi, felç (inme), kalp yetmezliği gibi ölümcül sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Japonya Ekonomik Planlama Kurumu, 1994 yılı için 1000 civarında Karoshi vakası olduğunu öngörmektedir.

İşgücüne katılımda cinsiyetler arasında gözlenen eşitsizlik, bölgeler ve sınıflar arasında istihdam ve gelir dağılımında gözlenen uçurum, işsizlik, kayıt dışı sigortasız çalıştırma, sendikasızlaştırma, taşeronlaşma, özelleştirme ve esnek üretim süreci Türkiye'de mesleki sağlık sorunlarını belirleyen temel konulardır. Öte yandan hekimlerin meslek hastalıkları konusundaki yetersiz eğitim alması, elliden az işçi çalıştıran ve sağlık açısından daha büyük riskler taşıyan küçük-orta boy işletmelerde iş yeri hekiminin istihdam zorunluluğunun bulunmaması ve iş yeri hekiminin mali açıdan işverenden özerk olmaması, aksine onun ücretli işçisi olarak emrinde çalışması sorunları arttırmaktadır.

Önceki gün itibariyle 28 insanın ölümüne neden olan sorunu insan sağlığı açısından dramatik yapan unsur ise gerekli önlemler alındığında ölümlerin ve sakat kalmaların önlenebilir olmasıdır. Ancak ne yazık ki Türkiye'de çalışanlar önlenebilir mesleki sorunlar nedeniyle ölmekte veya sakat kalmaktadırlar.

Türkiye'nin çalışma hayatı açısından en umut kırıcı yön ise, mağdurların temsilcisi olduğunu iddia eden siyasi iktidarın bu sorunlara "kader" çerçevesinde yaklaşması ve sermayenin kâr hırsı karşısında çalışanların sağlığından yana taraf olmamasıdır.(OE/EÜ)

NOT: Yazıda kullanılan veriler, Dr. Hüseyin Süyür tarafından 2010 yılında yayınlanmış olan "Polivinil Klorür Maruziyeti Olan Çalışanlarda Pulmoner Sistem Sorunları" başlıklı yüksek lisans tezinden alınmıştır.

* Osman Elbek, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi.

www.bianet.org tan alınmıştır